«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Dâru’l-Erkamlarımız Olmalı

Dâru’l-Erkamlarımız Olmalı

Rasulünü bizlere en güzel örnek kılanın ismiyle…
“Hayattan bahsediyoruz” desek, insanların daha çok ilgisini çekebilir. Ancak “dersten bahsediyoruz” dediğimizde aynı ilgiyi bulamayabiliriz. Aslında anlayan için; “hayatın kendisi büyük bir ders…”
“Ders, insanları cehaletten bilgiye taşıyan araç…”
Hayırlı insanlar bu aracı hayırlarda kullanırlarken, şerli insanlar bunu şerde kullanmaktalar. Ama tüm insanlık derssiz olunamayacağının farkında. Dünya genelinde büyük bütçeler bu alana ayrılmış.
“Aklın yolu bir” diyenler, eğitim ve öğretime yatırım yapmışlar ve yapmaktalar.”
Eğitim, hem birey, hem de cemiyet için olmazsa olmaz, kaçınılmaz bir gereksinim. Ben; “hava gibi” diyeyim, siz; “su gibi” deyin. Sonuçta eğitim; birey, cemaat ve cemiyet için hava ve su gibi kaçınılmaz bir ihtiyaç.  Birey ve toplum için eğitim, olmazsa olmaz, vazgeçilmez… 
“Eğitim şart. Eğitim farz.”
Bunun daha ötesi var mı? Öyleyse bizlerde, hem birey ve cemiyet için İslâmi eğitim ve öğretim faaliyetlerini devam ettirmeliyiz. Evet, bu faaliyet, her ne olursa olsun devam etmeli. Bunun bitmesi demek, İslâmi faaliyetin bitmesi demek, bir nevi… Çünkü “eğitim ve öğretim olmadan, İslâmi cemaat ve cemiyette olmaz, İslâmi devlette…”
Bundan dolayıdır ki; “derssizlik dertliliktir; hem birey, hem de cemiyet, hem de devlet için…” Bunu bilenler; “illâ ders, illâ ders”, “illâ eğitim, illâ eğitim” demeli ve gereğince de amel etmelidirler. Çünkü “eğitilmeyen insan, “insan canavarı” olur; insanları da, cemiyeti de parçalar, yetmez kendini bile parçalar.” Hayvan canavarları hayatta kalabilmek için öldürürken, “insan canavarı” en basit bir şey için bile can(lar)a kıyabilir. “Canavarlardan oluşan toplumlarda ancak canavariyetler kurarlar; hali hazırda tüm dünyada olduğu gibi.”
Bakınız bizler, Peygamberimiz aleyhisselâm’ın hayatını incelediğimizde; “O büyük muallimin, hem Mekke’de ve hem de Medine’de bir eğitim projesinin uygulandığını görmekteyiz. Mekke’de “Dâru’l-Erkam” bir eğitim merkezi iken, yine Musab bin Umeyr (r.a) ilk olarak Medine’ye muallim olarak gönderildiğinde “Dâru’l Esad”ı eğitim için kullanmıştır. Yine insanlığın muallimi olan Efendimiz aleyhisselâm, hicrette “Kuba Mescidi”ni kurmuş, hemen sonrasında da “Mescidi Nebevi”yi hem ibadet, hem de eğitim yeri olarak kullanmıştır.
İslâm toplumunun kalbi mescidlerken, mescidlerin görevi sadece namaz kılmak için olmayıp aynı zamanda cemiyetin her türlü işinin görüşülüp halledildiği, oralar insanların yatılı olarak kalarak eğitim-öğretim faaliyeti yapageldiği yerlere dönüştürülmüştür. Sözlü ve fiili olarak birçok nasihatin gerçekleştiği yerler olan mescidler, rahmet toplumunun oluşumunda da büyük rol oynamışlardır.
İslâm medeniyetinin inşası, Mescidin inşasından geçtiği unutulmadan, Müslümanlar -dün olduğu gibi bu günde- “Dâru’l-İslâm’lar da ve Dâru’l-harplerde mescidler inşa etmelidirler.” Bu faaliyet, Müslümanlar için kaçınılmaz bir gereksinimdir. Mescidler, Müslümanlar için buluşma, ibadetlerini paylaşma, sıkıntılarını dillendirme ve çözüm arama yerleridir; en azından öyle olmalıdırlar.
Bu gün, gayri İslâmi sistemlerin mescitlere çizdiği roller farklıdır. İsyan rejimleri, hayata İslâm’ın hâkim olmasını istemedikleri gibi; yine mescitlere dahi hakiki İslâm’ın hâkim olmasına rıza göstermemektedirler. Vicdanlara hapsedilen ve hayata karışmayan bir dini modele İslâm(!) diyerek halka sunanlar, bunu camilerden pekiştirmektedirler.
“Bu gün, Allah’a isyan edenler, insanların kendilerine itaat etmeleri için kendi kontrollerinde olan camileri kullanmaktadırlar.” İsyan rejimlerinin mabedlerinde, İslâmi olmayan şeyler ve kişiler övülüp, kutsanırken, insanların mutlak manada bilmesi gereken şeylerin anlatılmasına izin yoktur. Anlaşılacağı üzere; “Peygamberimizin takva üzerine kurduğu mescitlerle, bu gün isyan üzerine kurulan camiler bir değildir.”
Bunu bilen şuurlu Müslümanların Peygamberimiz aleyhisselâm’ın kurduğu şekilde mescidler kurmaları da yine kaçınılmaz bir hâl almaktadır ki; günümüz Muvahhid Müslümanları da, dünyanın dört bir yanında “takva mescidleri” kurmaktadırlar. Bu faaliyet alabildiğine devam etmelidir. Müslümanlar, el birliğiyle ibadetgâhlar ve eğitim-öğretim faaliyetlerini yapacakları yerler açmalı ve buraları ayakta tutmalıdırlar. Eğer ki gayri İslâmi sistemler tarafından bu faaliyetlere karşı düşmanlık yapıyorsa-ki yapılmaması imkânsızdır- o zaman Müslümanlar, bu faaliyetleri yerini getirecekleri yerleri gizleyebilirler; tıpkı Mekke’de davetin ilk zamanları da olduğu gibi.
Ancak ne olursa olsun eğitim faaliyetleri devam etmelidir. Müslümanlar küçükte olsa kendilerine mescidler edindikleri gibi, aynı zamanda “her Müslüman’ın evi, Allah’ın evlerinden bir ev olup, “takva mescidi” görevi görmelidir.” Bu evlerde de eğitim-öğretim faaliyetleri devam etmeli ve bu evler Daru’l Erkam’ın günümüzdeki şubesi haline dönüştürülmelidir.
Muvahhid Müslümanlar, buralarda dinlerini öğrenmeli, birbirlerine nasihat etmeli, birbirlerinin dertleri ile dertlenmeli ve sevinçlerini paylaşmalıdırlar. Kalabalık ortamlarda görülemeyen birçok şey kalabalık olmayan ortamlarda gözükeceğinden, az kişilerle yapılacak ders faaliyetleri ile kişiler her yönden daha iyi tanınabilecek, eksikler görülüp, tamamlaması için yol gösterilebilecektir. Müslümanlar, mescitlerde kalabalık olarak toplansalar bile, yine evlerdeki ders faaliyetlerine de devam etmelidirler.
Sonuç olarak, Müslümanlar çok iyi bilmelidir ki; “İslâmi faaliyetler ancak eğitilmiş nesillerle yapılabilir ve ancak eğitilmiş nesillerle dine ve ümmete hizmet edilebilir.” İslâmi bir eğitim ve öğretimden geçirilemeyen nesillerle, İslâmi faaliyetler yapılamayacağı gibi, bu nesillerle İslâm’a ve Müslümanlara hizmet edilemeyeceği de aşikârdır. Yine unutulmamalıdır ki, tuğyan ehli cehaletin üzerine tahtlarını kurduklarından, cehaleti kaldıran her bir ders tağutların tahtlarını sarsacak bir eylemdir.
Öyleyse, geçmişten ders alarak, geleceğimiz için, dersler yapalım.
Dertlenip, derslenenlere selâm olsun.

Esedullâh Saîd el-Muallim.

1438/2017