«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Daha Nereye Kadar

Daha Nereye Kadar

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra:

Müslümanlara, Müslümanım diyenlere yapılan işkenceler, baskılar ve yıldırma operasyonları daha nereye kadar sürecek? İslâmı seçtikleri için daha kaç kişi canından ve malından olacak? Kaç çocuk yetim ve öksüz kalacak? Kaç kadının iffetine el sürülecek? Kaçı çarşafından dolayı alaya alınacak gerici ve yobaz gibi aşağılayıcı sözlere maruz kalacak? Daha kaç tebliğci zindanlarda çürüyecek? Dîni yaymayı görev edinen daha kaç genç, tâğûtî sistemler ve yandaşları tarafından tecrîd edilecek?   

Bu ve benzeri soruları kendimize soralım ve yanıt arayalım. Bakalım kendinize ne mazeret üreteceğiz? Kendimizi nasıl temize çıkaracağız? Vallahi istemesek de Allah’ın yazdığı kader, bizi bulacak. Burçları göğe ulaşan kalelerde de ikâmet etsek, zümrüt ve yakuttan koltuklarda da otursak, ancak kuş sütünün eksik olduğu sofralarda yemek de yesek, ölümlü olana ölüm gelecek. Her kul yaptıklarından ve yapmadıklarından Azîz ve Celîl olan Allâh’a hesâb verecek.

Bugün dünyânın birçok tarafında ama özgürlük ama şeriat için mücadeleler verilmekte. Mallardan ve canlardan vaz geçilmekte. Sevilen şeyler terk edilmekte. Ana oğlunu, kadın koçasını, baba evladını, dede torununu davâları uğrunda fedâ etmekte. Çünkü çok acı tecrübelerle öğrenildiği üzere, özgürlük kendi kendine gelmez, ancak kazanılır. Şeriat yani Allah’ın insanoğlu için gönderdiği ilâhî sistem, tâğûtlar ile kıyasıya mücâdelelerden sonra kurulur.

Bu sebeble kimse hayal kurmasın. Bedelini ödemeden özgürlük ve şeriat beklemesin. Allâh’ın Nebîsi Muhammed aleyhisselâm dahi, Mekke’de onüç, Medine’de on yıl gerek kavlî gerekse seyfî olarak İslâm’ı yaşamak ve yaymak adına çeşitli zorluklarla ve korkularla mücâdelele etmiş iken varın halimizi siz düşünün; ne yapmalıyız, neleri göze almalıyız?            

Evet, durumumuz malum. İslâm’ı seçenlerin tevhîd akîdesinde birleşerek çok başlılığı bırakıp acil olarak kısa, orta ve uzun vadeler için planlar yapmaları ve bunları uygulamakta inançlı ve kararlı olmaları gereklidir. Yoksa -Allah korusun- şiddeti ölçülemeyen yıkımlara ve fitnelere dayanmak mümkün olmayacak, Müslümanlar sabunun suda eridiği gibi erime tehlikesi ile karşı karşıya kalacaklardır.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

1435 h. / 2014 m.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

İktibas Yapacakların Dikkatine!

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *