«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Çıkarın Tıkaçlarınızı

Çıkarın Tıkaçlarınızı

Hayatta birçok şeyden kaçtığımız oluyor. Ancak kaçtıklarımızın en ilginci öğrenmekten, bilmekten kaçtıklarımız…
İnsanların hayatlarını hayırlı yönde değiştirmesine sebep olacak şeyleri bilmeleri ve öğrenmeleri kötü bir şey değildir. Ancak bazıları, bağlandıkları dünya hayatından kendilerini uzaklaştıracak şeylere karşı elleri kelepçeli, ayakları da prangalı mahkûm gibi… Bir o kadar da ön yargılı…
Yine bazıları, dini bakış açısını ve bu bakış açısına göre kurduğu hayatını değiştirecek şeyler, Kur’an’ın ve Sünnetin doğruları olsa bile bunlara karşı son derece mesafeli. Böylelerine birçok hakikati delilleriyle sunacak olsanız dahi dinler gibi yapıp aslında dinlemeye biliyor.
Maalesef ki bu kişiler, hakikatleri anlamak için çaba sarf etmemektedirler. Neden? Çünkü hak ve hakikatlerin dışında hayat kuranlar, hayatlarını bir nevi alt üst edecek hakikatlere karşı setti duyarsızlıkta görmekteler. Düzenlerinin bozulabilecek olma riski, onlar için son derece rahatsız edici. Böyle olunca da, hakikatlere karşı kulaklarına pamuk tıkayabiliyorlar.
Tam da burada Tufeyl bin Amr’ı (r.a) hatırlayalım. Ona Rasulullah sallallahu aleyhi vessellem hakkında birçok ileri geri konuşmalar yapılmıştı. O da, korkuya kapılmış ve Rasulullah’ın okuduklarını yani Kur’an’ı dinlememek için kulaklarını tıkamıştı.
Neden korkuyordu? Büyülenmekten…
Neden korkuyordu? Değişmekten…
Neden korkuyordu? Düzeninin bozulmasından…
Neden korkuyordu? Düzene karşı yalnız kalmaktan…
Neden korkuyordu? Halkın tavırlarından…
Neden korkuyordu? İnancından ve putlarından uzaklaşmaktan…
Korkularını uzatın gitsin…

Ancak Allah’ın izniyle sağlamasını yaptı. Ve kendi kendine: ‘Ben akıllı bir adamım; sözün iyisini ve kötüsünü ayırt edebilirim. Bu sözler kötü sözlerse red ederim, yok değilse kabul ederim.’ Dedi.
Ve böylece Allah’ın izniyle kulaklarından tıkacı çıkardı. Ardından da Rabbimiz onun kalbindeki tıkacı kaldırdı. O artık baştaki kulağıyla değil, kalbinin kulağıyla duymaya başlamıştı. Hakikatin karşısında batıl eriyiverdi ve yalnız hakikat kaldı.

Evet, sahabenin hayatını okurken heyecanlandığımız sahnelerden biridir bu sahne. Önce hayata, sonrasında da belleklerimize ve benliklerimize kazınan sahnelerden bir sahne…
Şimdilerde de çeşitli şekillerde hareket edenleri görmek mümkün. Elbette bunların arasında tıkaçlarını çıkaranlar olduğu gibi, tıkaçlı yaşayanlar da mevcut. Bunlardan bazıları, hakikatleri kabul etmeyip, Ebu Leheb misali hakikatlere ve ehline saldıran hakikat düşmanları. Kimileri ise yine kabul etmeyip te, Ebu Talip misali olanlar…
Onlar: “Evet, bunlar hakikattir.” Dedikten sonra, ‘ama’ ve ‘ancak’ ile devam eden nice mazeret sıralayanlar…
Evet, bu hakikattir; ama bu zamanda olmaz.
Evet, bu hakikattir; ancak bu toplumda fitnecilik kabul ediliyor.
Evet, hakikattir; ama bunu kabul edenler yalnızlaşıyor ve baskılara uğruyor.
Evet, bu hakikattir; ancak, şuan bunların sırası değil; hem anam- babam, karım-çocuklarım, teyzem-dayım, halam-amcam ne der? İş-güç, çanak-çömlek,  tarla-bahçe ne olur?

Şimdi.
‘Evet, bu hakikattir; sizler doğruyu söylüyorsunuz’; diyerek ardından da birçok mazeret sunup, hayatlarına tevhidi hakim kılmaktan aslandan kaçar gibi kaçanlara ne demeliyiz?
Kızmak mı? Kızgınlığımız yine onlar adına. Kendilerini helake götürecek bir inanış ve yaşantının içinde olmalarına kızmamalı mıyız? Üzülmek mi? Evet, elbette…
Şu bir gerçek ki, la diyebilmek ve la’yı hayat yapabilmek adamların işi, herkes bâtında adam olamaya biliyor. Hayatının anlamını bulamadan anlamsızsa bir hayatı yaşayanlar bu gün bir dünya dolusu…
Ve bizim üzüntümüz yine onlar için… Bizler onlar kurtulsun diye konuşanlar ve yazanlarız. Onlar kurtulsun diye azarlananlar, onlar kurtulsun diye evlerine baskın yiyenler, onlar kurtulsun diye kelepçeleneler, onlar kurtulsun diye harcanmaya çalışılanlarız. Onlar bilsin ya da bilmesin bu böyledir. 
Ne olursa olsun, bizler kurtuluş çağrısını yapma gayretinde olacağız. İnşallah. Birilerinin ne dediği, nasıl gördüğü ve kızgınlığı değil; Rabbimizin ne dediği, nasıl gördüğü ve hoşnutluğudur bizim için önemli olan…
Rasullere karşı kavimlerinin tavırları bellidir. Son nebiye söylenenler ve yapılanlar da bilinmektedir. Onun söyledikleri ve yaptıkları da… Bizler de, en güzel örnek, en büyük önder olanın bu asırda ki talebeleri olmaya çalışmalıyız.
Bağırıp çağırmak, sövüp saymak mı? Hayır! Musabcasına tevhide davet ediyoruz. O da tevhidi daveti sunarken başucunda mızrakla bekleyenlere: ‘Dinleyin hoşunuza giderse kabul edersiniz, gitmezse çeker gideriz’ dediğinde bunu mantıklı bulup dinleyenler hakikatlere kulak vermişler ve hakikatin savunucu, ‘dinin ensarı’ olmuşlardı.
Bu gün de bizler, Musabcasına sesleniyoruz:
‘Önyargısız dinleyin. Birilerinin tarafında, başkalarının kulağıyla değil; acaba bu sözlerde doğruluk payı olamaz mı diye, tarafsızca yaklaşın. İyiyi ve kötüyü ayırt edenler olarak, ‘çıkarın tıkaçlarınızı’ ve anlamak için okuyup, dinleyin.’
 

Esedullah Said