«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Cehâletin özür olarak kabul edilme şartları nelerdir?

Cehâletin özür olarak kabul edilme şartları nelerdir?

Soru: Cehâletin özür olarak kabul edilme şartları nelerdir?

Sorunun tam metni: Yazılarınızdan anladığım kadarıyla cehâleti genel olarak mazeret görmüyorsunuz. Peki cehâletin mazeret olması için sizce hangi şartların olması gerekir? 

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Allâh Azze ve Celle sana merhamet etsin. Cehâleti hangi İslâm âlimi mutlak mânâda özür olarak görmüş ki, bizde genel olarak mazeret kabul edelim?

Sonra sorunda “sizce” demişsin ki, bizi Ehl-i Sünnet’e tabi olarak biliyorsan soru şeklin doğrudur. Bilmiyorsan yanlıştır. Çünkü dîn kişilerin şahsi görüşleri değildir. Allâh’ın muhkem Kitâbı ve Nebîsi’nin sarih Sünneti’dir. Biz ise, Kitâb ve Sünnet’i kendilerine rehber edinen Ehl-i Sünnet âlimlerinin menhecini ihsan ilkesince takib etmeğe çalışan kimseleriz. Kaleme aldığımız tüm yazılar, onların temiz akîdelerinden… başkası değildir…

Bundan sonra:    

Ehl-i Sünnete göre, cehâletin muteber yani geçerli bir özür olarak kabul olmasının iki şartı vardır. Bu şartları taşımayan cehalet muteber değildir.

1. Cehalet, zarurat-ı dîniyeden olan mes’elelerde olmamalıdır.

Zarurat-ı dîniye: Tevhîdin aslını ilgilendiren mes’eleler ile mütevâtir ve zahir/açık olan hükümlerdir. Molla Aliyyu’l-Kârî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Zarurat-ı diniyyeden olan mes’elelerin inkârı (ister tevil ister cehâletle olsun) icmâ ile küfürdür.” [Aliyyu’l-Kârî, Şehuş-Şifa: 2]

İmâm Karâfî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “İcmâ ile sabit olduğuna göre: Allâh’u Teâlâ usulu’d-din’deki (dîni asıllarındaki) cehâleti mazeret olarak saymamıştır.” [Karâfî, Şerhu Tenkihi’l-Fusul: 439.] 

Buna göre, Müslümanı dînden çıkaran şirk yahut küfür işleyen bir kimsenin cehâlet iddiasıyla tekfîrinin terk edilmesi câiz değildir. Çünkü tevhîd dînin temelidir. Onu bozacak şeyleri bilmek ise farzlar üstü bir farzdır.

2. Cehalet, def etmeğe güç yetirilemeyen bir mes’ele hakkında olmalıdır.

Bu şarta binaen İslam âlimlerini birçok sözleri vardır. Onlardan bazıları şöyledir:

İmâm İbn Lahhâm rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Hükmü bilmeyen kişi, onu öğrenmede kusur ve ihmal etmediği sürece mazur olarak kabul edilir. Ancak kusur ve ihmal bulunmaktaysa, asla mazur olmaz.” [İbn Lahhâm, el-Kavâid ve’l-Fevâidu’l-Usûliyye: 87.]

İmâm Karâfî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “Mükellefin telâfi etmesi mümkün olan her türlü cehalet, sâhibi için hüccet olmaz.” [el-Karâfî, el-Furûk: 4/264.]

Buna göre, sormaya yahut okumaya yani bilgi elde etmeye gücü yeten bir kimsenin cehâlet iddası muteber değildir. Bilâkis o, dînden yüz çevirmiş/irad etmiş bir kimsedir. 

Sonuç olarak: Cehâlet, dînin asıllarında olmayan ve kişinin gidermeye güç yetiremediği bir mes’elede gerçekleşmelidir ki, özür olarak kabul edilebilsin. 

İşte bu yazdıklarım cehâlet meselesinde Ehl-i Sünnet’in görüşüdür. Haktan sonra sapıklıktan başka bir şey yoktur. Rabbim bizleri hak kılsın, haktan da asla ayırmasın… Allâhumme âmîn.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1436h./2014m.