«
  1. Ana sayfa
  2. KUR'ÂN
  3. Câsiye Sûresi’nin 1-3. Âyetlerin Tefsîri

Câsiye Sûresi’nin 1-3. Âyetlerin Tefsîri

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Bundan sonra:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Hâ-mîm. Kitâb’ın indirilişi, el-Azîz, el-Hakîm olan Allâh tarafındandır. Şüphesiz, göklerde ve yerde, mü’minler için âyetler vardır.” [el-Câsiye: 45/1-3]

 

Kelimeler:

el-Kitâb: Kur’ân-ı Kerîm’dir. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e Arapça lafız olarak indirilmiş, mushaflarda yazılı, tevâtür ile bize nakledi­len, tilâvetiyle ibâdet olunan Allâh’ın muciz kelâmıdır.

el-Azîz: Mağlup edilemeyen yegâne galip; izzetinde sonsuz, gâlibiyetinde sınırsız, tüm mahlûkata boyun eğdiren onları tahakkümüne alan, eşi ve benzeri olmayan, her şeyin kendisine ihtiyaç duyduğu, ulaşılması imkânsız olan demektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın isimlerindendir.

el-Hakîm: Hüküm ve hikmet sahibi, her türlü hükmü hikmetli olan, bütün işleri hikmetli, bütün emirleri yerli yerinde olan, her şeyi en faydalı, en kolay ve en güzel bir şekilde yaratan, boş iş yapmayan, her bir şeyde sayısız faydalar gözeten ve bunu yaratıkları üzerinde tecellileriyle gösteren demektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın isimlerindendir.

Âyât: Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın varlığını ve birliğini ifâde eden açık delîller.

 

Tefsîr:

Sûreye isim olarak verilen “câsiye” kelimesi, “diz çökmek veya çömelmek” anlamlarına gelmektedir. Diz çökmek, kıyâmetin dehşetinden güç ve kuvveti kaybetmeyi ya da o gün çaresizlik içinde olmayı ve Allâh’a mutlak boyun eğmeyi ifâde etmektedir. Câsiye Sûresi, Mekkî Sûrelerden biridir. Kur’ân-ı Kerîm’in tertip itibariyle 45. sûresidir.

حٰمٓ

“Hâ-mîm.”

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, sûreye “Hâ-mîm” buyurarak başlamaktadır. Kur’ân-ı Kerîm’de “Hâ-mîm” ile başlayan yedi sûre vardır. Câsiye sûresi de onlardan biridir. “Hâ-mîm” buyruğunun ve diğer sûrelerin başlarındaki hurûfu mukattaa harflerinin mânâsı bilinmemektedir. Bunlar, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın bilgisini kendinde tuttuğu sırrıdır. Bunların mânâsı hakkında bir şey söylenemez. Bu sebeble bu tür âyetlere tefsîr ve tevîle girmeden Allâh’tan geldikleri gibi îmân etmek ve okumak esastır.  

 

تَنْز۪يلُ الْـكِتَابِ مِنَ اللّٰهِ الْعَز۪يزِ الْحَك۪يمِ

“Kitâb’ın indirilişi, el-Azîz, el-Hakîm olan Allâh tarafındandır.”

Kitâb’ı yani Kur’ân-ı Kerîm’i indiren, el-Azîz ve el-Hakîm olan Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dır. el-Azîz ve el-Hakîm, Allâh’u Teâlâ’nın esmâu’l-hüsnâsından iki isimdir.

el-Azîz, Rabbimizin mağlup edilemeyen yegâne gâlib olduğunu, tüm mahlûkata boyun eğdirerek onları tahakkümü altına aldığını, izzet ve şerefinde sonsuz olarak her şeyin kendisine ihtiyaç duyduğu ifâde etmektedir. el-Hâkim ismi ise Rabbimizin sonsuz ve erişilmez hüküm ve hikmet sâhibi olduğunu, bütün emir ve yasaklarının kulları için en faydalı ve en güzel hükümlerden oluştuğunu, boş ve yararsız işlerin tümünden uzak olarak her bir şeyde sayısız faydalar ve hayırlar gözeterek bunu yarattıkları üzerinde tecellileriyle gösterdiğini ifâde etmektedir.

İşte Kitâb, bu sıfatlara sâhib olan Allâh Subhânehu ve Teâlâ tarafından indirilmiştir. Tamâmı Allâh’ın kelâmıdır. O’ndan başlamış ve yine O’na dönecektir. Kıyâmete kadar gelecek olan tüm insânlık için hüccet olup, hidâyet kaynağıdır. Kendisinde hiçbir şüphe, tenakus, zulüm ve yalan yoktur. Zan ve aldatmacalardan uzaktır. Verdiği haberler doğru ve gerçektir. Zamanların veya mekânların değişmesiyle eskimez ve âciz bırakılamaz. Hükümlerinin tümü her türlü zulmün ötesinde tamâmıyla adâlet üzeredir. Kıyâmete kadar zamanları ve mekânları kapsayıcı olarak tüm asırlar için yeterlidir. İnsânlık için yol gösterici olup, Allâh’ın kopması mümkün olmayan sapasağlam ipidir.

Allâh’ın indirdiği Kitâb dışındaki her kitâb, eksik ve âcizdir. Kur’ân’ın yerine anayasa yahut kanun kitâbı olarak oluşturulan her kitâb da onları yazan ve düzenleyenler gibi âciz ve eksiktir. Mağlub ve yetersizdir. Çünkü hiçbir kimse el-Azîz ve el-Hakîm olan Allâh gibi değildir. Allâh’ın kitâbı, Allâh’ın kelâmıdır. Kelâm ise Allâh’ın sıfatıdır. Allâh’ın sıfatları tüm yönleriyle kemâl sıfatlarıdır. Hiçbir yönden hiçbir şekilde âcizliği, eksikliği ve hikmetten uzak olayı kabul etmez. Kullar ise böyle değildir. Onlar eserleriyle birlikte âciz ve eksiktir ve dâim Allâh’a muhtaçtır.     

Öyleyse Kur’ân’ın hükümlerine göre yaşamak, onu hayat kitâbı kılarak evde ve işyerinde, devlet ve millet meselelerinde, savaş ve barışa dâir işlerde, suçluların cezâlandırılmasında, mirâs taksiminde, kısacası hayatın her alanında öncelemek ve hükümlerine göre hareket etmek kurtuluşun, dünyâ ve âhiret saadetin giriş kapısıdır. Bu kapıdan giren kurtulur. Ondan yüz çeviren ise dünyâ ve âhiret zillet ve hüsran içinde boğulur. Zîrâ Kur’ân’ın emir ve yasaklarına göre yaşamak, yaşlı ya da genç, avam ya da âlim, işçi ya da başkan olsun fark etmeksizin el-Azîz ve el-Hakîm olan Allâh’ın tüm kullarına emridir.  

 

اِنَّ فِي السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ لَاٰيَاتٍ لِلْمُؤْمِن۪ينَ

“Şüphesiz, göklerde ve yerde, mü’minler için âyetler vardır.”

Göklerde ve yerde Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın varlığını ve birliğini, gücünü ve azametini gösteren birçok delîller ve işâretler vardır. Göklerin ve yerin yaradı­lışı, gece ile gündüzün değişmesi, de­nizde akıp giden gemiler, Allâh’ın gökten indirip, yeryüzünü ölümün­den sonra dirilttiği su, rüzgârla­rın değiştirilmesi, gökle yer arasında emre hazır bekleyen bulutlar ve varlık âleminde yer alan şeylerin tamâmı Rabbimizin âyetlerindendir. Tümü, kendilerini yaratan ve yok olmaktan koruyan sonsuz kudret sâhibini ve kâinattaki muhteşem denge ve düzeni kuran zâtın yüceliğini ifâde etmektedir.

Bu âyetler, Müslüman olsun kâfir olsun tüm mükellefler üzerindeki Allâh’ın varlığının ve birliğinin hüccetleridir. Ancak bu âyetlerden istifâde edenler mü’minlerdir. Onlar ki, Rabblerine îmân ederler. Emrettiği üzere kulluğu yerine getirmeyi kendilerine en büyük görev edinirler. Allâh’ın kendilerine indirdiği Kitâb’a îmân ederek onun hükümleri doğrultusunda yaşarlar. Allâh’ın kendileri için şerîat kıldığı yola tâbi olurlar. O’nun haramlarını haram, helâllerini de helâl edinirler. Başka bir yola asla sapmazlar. Bilmeyenlerin uydurduğu demokrasi ve lâiklik gibi İslâm dışı yollara tâbi olarak Allâh’ın belirlediği sınırları aşmazlar. İşte bu sebeble âyette îmân ehli zikredilerek: “Göklerde ve yerde, mü’minler için âyetler vardır” buyrulmuştur.

 

Hüküm ve Faydalar:

1. Hurûfu mukattaa harflerinden oluşan âyetlerin mânâları bilinemez. Geldikleri gibi tefsîr ve tevîl etmeden îmân etmek ve okumak farzdır.

2. Kur’ân-ı Kerîm, el-Azîz ve el-Hakîm olan Allâh katından indirilmiştir. O’nun kelâmıdır.

3. Kur’ân-ı Kerîm’e îmân ederek ona tutunan ve uygulayanlar kurtulur. Ondan yüz çevirenler ise dünyâ ve âhiret hüsrana uğrar.

4. Göklerdeki ve yerdeki mahlukât Allâh’ın varlığına ve birliğine, kudret ve azâmetine delîldir.

5. Göklerdeki ve yerdeki âyetlerden istifâde edenler ancak mü’minlerdir.

  

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!