«
  1. Ana sayfa
  2. KUR'ÂN
  3. Câsiye Sûresi 18-19. Âyetlerin Tefsîri

Câsiye Sûresi 18-19. Âyetlerin Tefsîri

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür. Bundan sonra:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

“Sonra biz seni dînden bir şerîat üzerine kıldık. Öyleyse sen ona uy, bilmeyenlerin hevâlarına uyma. Çünkü onlar, Allâh’tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar. Şüphesiz zâlimler birbirinin velisîdirler. Allâh ise, muttakîlerin velîsidir.”  [el-Câsiye: 45/18-19]

Kelimeler:

Şerîat: Allâh’n kulları için dîn olarak teşrî buyurduğu şeylerdir. Bu itibarla emir ve yasaklar, hadler ve tüm farzlar, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünneti ve gösterdiği yaşam şekli İslâm Şerîati’ne dâhildir.

Hevâ: Nefsin, dîn tarafından yasaklanan kötü arzulara karşı olan meylidir. Bu itibarla Allâh’ın şerîatı dışında kalan şeylerin tamâmı; tüm arzu ve istekler, düşünce ve ideolojiler, sitem ve yaşam şekilleri hevâdan başka bir şey değildir. 

Velî: Bir işin idâre ve bakımını üzerine alan, otorite, dost, yardım eden, himâye eden, temsil yetkisine sâhib olan ve başkası üzerinde onun adına tasarruf yetkisi olandır. Bu itibarla Müslümanların velîsi Allâh’tır. Kâfirlerin velîsi ise tâğûttur.

Muttakî: Allâh korkusuyla dînin emirlerini yerine getiren ve günahlardan da sakınan kimse demektir. Bu itibarla muttakî, takvâ sâhibi olan kimsedir. Zîrâ takvâ: “Allâh korkusuyla dînin emirlerini yerine getirmek ve günahlardan da sakınmak” demektir. 

Tefsîr:

Allâh Subhânehu ve Teâlâ,  İsrailoğullarına kitâb, hükümranlık ve peygamberlik verdiğini, onları güzel ve temiz yiyeceklerle rızıklandırdığı, kendi dönemlerinde onları âlemlere üstün kıldığını ve onlara dîn konusunda açık delîller verdiğini, onların ise bunca nimete rağmen aralarındaki hasetten dolayı ayrılığa düştüğünü haber verdikten sonra Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e şöyle buyurmuştur:

ثُمَّ جَعَلْنَاكَ عَلٰى شَر۪يعَةٍ مِنَ الْاَمْرِ

“Sonra biz seni dînden bir şerîat üzerine kıldık.”

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’i son dîn ve şerîat ile son peygamber olarak tüm insânlığa göndermiştir. Onun peygamber olarak gönderilişinden sonra ister Hıristiyan ister Yahûdî, isterse de diğer müşrikler olsun farketmeksizin tüm insânlık onun getirdiği şerîata uymak ve onu uygulamakla sorumludur. Çünkü şerîat, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan getirdiği emir ve yasakları, cezâ ve hukûku içine alan apaçık bir hidâ­yet yoludur. Onun dışındaki yollar yani beşerî sistem ve rejimler, töre ve örfler ise sapıklık ve hüsran yollarından başka bir şey değildir. Sonra Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:     

فَاتَّبِعْهَا وَلَا تَتَّبِـعْ اَهْوَٓاءَ الَّذ۪ينَ لَا يَعْلَمُونَ

“Öyleyse sen ona uy, bilmeyenlerin hevâlarına uyma.” 

Allâh Subhânehu ve Teâlâ: “Öyleyse sen ona uy” buyurarak, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ve ümmetine apaçık ve hidâyet yolu olarak indirdiği şerîatına tâbi olmayı emretmiştir. Bu emir, şeriata göre göre yaşamayı, ona göre hükmetmeyi, ona muhâkeme olmayı ve hayatın her alanına onu hâkim kılmayı gerektiren muhkem bir farzdır. Zamanların yahut mekânların değişmesi onu değiştiremez. Bağlayıcılığı kıyâmete kadar kalacak olan ilâhî bir buyruktur.     

Allâh Subhânehu ve Teâlâ, indirdiği şerîatine uymayı emrettikten sonra: “Bilmeyenlerin hevâlarına uyma” buyruğu ile hevâ ve irâdelerine tâbi olarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in şerîatine muhâlefet edenlerin yollarına uymayı yasaklamıştır. Burada o yolların sâhiblerine, kitâblı yahut kitâbsız tüm müşriklere muhâlefet etmek emredilmiş; onlara benzemek, onlar gibi olmak, onlar gibi yaşamak ise haram kılınmıştır. Allâh’ın şeriatının karşısında müşriklerin hevâ ve hevesleri vardır. Kişi ya Allâh’ın şerîatına uyacak yahut müşriklerin yollarına tâbi olacaktır. Allâh’ın şeriatına uymayan herkes, müşriklerin sapıklık ve hüsran dolu yollarına uymuş demektir. Allâh’tan hakkıyla korkan bir kimseler ise yüzlerini Allâh’ın şerîatine çevirerek onu hayatın her alanında yaşar ve yaşanması için mücâdele ederler. Bunu yaparken de sadece Allâh’ın rızâsını gözetir ve sadece O’ndan korkarlar. Zîrâ âyetin devamında Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:     

اِنَّهُمْ لَنْ يُغْنُوا عَنْكَ مِنَ اللّٰهِ شَيْـٔاًۜ

“Çünkü onlar, Allâh’tan (gelecek) hiçbir şeyi senden savamazlar.”

Hevâ ve irâdelerine tâbi olarak Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in şerîatine muhâlefet edenler, Allâh’tan gelecek hiçbir cezâya ne kendileri adına ne de başkaları adına engel olabilirler. Her kim onların yollarına tâbi olur ve onlara benzerse hiç şüphesiz ki büyük azâbı hakeder. Onlar kendi yollarına uyan kimselerden Allâh’ın azâbını savamazlar. Korkulmaya lâyık olan bir tek O’dur. O’nun dilediği hayrı kimse sâhibinden geri bırakamaz; dilediği cezâyı da kimse geri çeviremez. Öyleyse velî edinilecek sadece Allâh’tır. O’nun kendine velî edinenler asla mahsun olmayacaklardır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:               

وَاِنَّ الظَّالِم۪ينَ بَعْضُهُمْ اَوْلِيَٓاءُ بَعْضٍۚ وَاللّٰهُ وَلِيُّ الْمُتَّق۪ينَ

“Şüphesiz zâlimler birbirinin velisîdirler. Allâh ise, muttakîlerin velîsidir.”

Şüphesiz zâlimler; şerîata muhâlefet edenler, onu gericilik ve çağ dışı olarak görenler birbirinin velîsidirler. Onlar, Müslümanlara karşı birbirlerine dost ve yardımcı, sırdaş ve arkadaş, yönetici ve koruyucudurlar. Zîrâ küfür, tek millettir. Tek millet olarak Allâh’ın şerîatına karşı birbirlerinin velîsi ve müttefikidirler. Ona muhâlefette birleşirler, birbirlerine destek olup gruplaşarak şeriat düşmanlığı yaparlar. İslâm’ın emir yasaklarını hiçe sayarlar; alay ve eğlence konu haline getirirler. Nerede şerîata tâbi olan bir kimse görseler onu bundan men etmeye çalışırlar. Buna güçleri yetmediğinde kinleri yüzlerini karartır ve dilleri zehir saçar. Müslümanları aşağılarlar, hicâb ve sakal gibi şiarları dillerine dolarlar. Müslümanlardan asla râzı olmazlar ve hep düşmanlık peşindedirler. Hâlbuki onlar, Allâh’tan gelecek hiçbir kendilerinden savamazlar.

Allâh Subhânehu ve Teâlâ ise muttakilerin; kendisinden hakkıyla korkarak şirk ve küfürden kaçınarak şerîatına yapışanların velîsidir. Allâh, müşriklere giyimde ve kuşamda, alış verişte ve ticarette, savaşta ve barışta, eğitimde ve aile hayatında, evlenmede ve boşanmada kısacası hayatın her alanında muhâlefet edenlerin velîsidir. Onların yardımcısı, dostu, korucusu ve bağışlayanıdır. Allâh kimin velîsi ise onun için mahzun olmak asla söz konusu değildir.       

Hüküm ve Faydalar:

1. Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem yeni bir şeriat ile gönderilmiştir.

2. Muhammedî Şerîat’a uymak tüm insânlara farzdır. Onu reddetmek ve ondan yüz çevirmek küfürdür.

3. Muhammedî Şerîat’a muhâlefet edenlerin yollarına uymak ve onlara benzemek yasaklanmıştır. Onların küfür olan inanışlarına ve amellerine tâbi olmak ve benzemek küfürdür. Onların bayramlarına katılmak ve kutlamak, dînlerinin ve inanışlarının gereği olan simgeleri takmak, beşerî kanun çıkaranların yollarına özenmek ve onları uygulamak, Muhammedî Şerîat’ın çağın gereklerine uymadığına inanmak yahut bunu ifâde edecek şeyler söylemek bunlardan bazılarıdır. Bunun dışında kalan şeylerde kâfirlere benzemek ise haramdır. Onların âdetlerinden olan giysileri giyinmek, onlara özgü söz ve davranışlarda bulunmak -dînlerinin bir simgesi olmadığı sürece- böyledir. Çünkü giyim, kuşam ve konuşma gibi şeylerde kâfirlere benzemek, onları sevmeyi gösterir. 

4. Korkulup sakınılması gereken sadece Allâh’tır. O’nun cezâ yahut mükâfat emrini geri çevirecek yoktur.

5. Küfür, tek millettir. Kâfirler birbirinin velîleridir. Kâfirleri velî edinmeye kalkışmak onlardan olmayı gerektirir.

6. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, takvâ sâhibi müminlerin velîsidir.

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!