«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Bir Teknoloji Öyküsü

Bir Teknoloji Öyküsü

Teknolojik gelişmeler sosyal hayata öyle damdan düşer gibi düşmedi. Ağır ağır öğrendi insanlık; ancak bir yerden sonra aldı başını gitti.

Yaşlılarla konuştuğunuzda bırakın telefonlu günleri, onlar radyolu günleri bile hatırlamaktalar. O radyolu günler ki, küçük çocukların kandırıldığı cızırtılı günler…

Bir kutudan sesler gelir. Çocuk sorar:

-“İçinde kim var?”

Cevap:

-“Küçük küçük adamlar!”

Şimdinin çocukları ne böyle şeyleri sormakta, ne de eskilere söyleneni kabul etmekte. Malum bu günküler doğar doğmaz teknoloji ile doğup, teknolojinin elinde büyüyorlar. Teknoloji en yakın arkadaşları.

Dün bir arkadaşım misafirliğe gelmişti. O anlatıyor:

-“Şimdilerde sanal iletişim hayatın olmazsa olması oldu. İnsanlar sanal âlemde yaşıyorlar. Herkesin elinde bir akıllı telefon, herkesin aklı da onda! Sanki herkesin aklı alınmış!”

Ben:

-“Evet, haklısın!” diyorum. “Durum dediğin gibi, aynen! Hatta biraz abartsan daha da gerçekçi olur!”

O devam ediyor:

-“Üç beş kişi bir mekânda oturdu mu ellerindekiler susmuyor.

“Dırt!”, “dırt!”

Mesaj üstüne mesaj… Eee mesaj gelir de bakmamak, bakıp ta mesaja karşılık yazmamak olmaz! Canlı sohbet yok, hepimiz sanaldayız!”

Arkadaş gülerek ekliyor:

-“Başıma bir olay geldi. Uzun zamandır görüşmediğimiz insanlarla bir yerde oturmuşuz. Konuşacağız konuşabilirsek. Ancak “dırtlar” durmuyor. Herkesin yüzü telefonun ekranında, kimse kimsenin yüzüne bakmıyor. Baktım böyle olmayacak, dedim ki: Bari hepimiz “fes”den arkadaş olalım da oturduğumuz yerden sohbet ederiz!”

Durum bu!

Daha önceleri televizyonun karşısında susup kimsenin konuşmadan saatler geçirmesi gibi, şimdilerde de insanlar aynı ortamda saatler geçiriyor; ellerde telefon, herkes suskun, “tıp oyunu” oynuyor.

Diller sussa da, aslında onlar konuşuyorlar! Sanaldan…

Yine dün, köylerinde geçen bir olayı anlattı. Gerçek bir olay… Bu olay bize, kuşaklar arasındaki teknoloji farklılığını da bariz bir şekilde ortaya koyuyor.

Gencin birisi köylerinde bir ahırın önünde yüzünü ahırın duvarına vermiş, eli de kulağında. Dışarıdan bakınca sanki gencin kulağı ağrıyormuş ta, el ağrıyan kulağın üzerinde gibi. Genç kimi gülüyor, kimi kızıyor. Bazen ses tonu yükseliyor, bazen de alçalıyor.

Gencin nenesi durumu görüyor. Tabi ne olduğunu da anlayamıyor. Genç kendi halindeyken, o da gence bakıp bakıp ağlıyor.

Kendi kendine:

-“Vah evladım, vaah vah! Şehre giderken heç bir şeyi yok idi. Ne olduysa şeherde olmuş! Dellenmiş çocuk! Vaaah vah!” diyor.

Nene üzüntüsünden ölecek…

Genç, etrafına bakındığında neneyi görüyor. Nenenin gözleri kanlanmış, ağlamaya devam…

Genç:

-“Ne oldu nene?” diyor meraklı meraklı.

Nene:

-“Ne olacak oğul, sana üzülüyom. Ne zamandır öyle dönmüşsün ahrın duvarına kendi kendine konuşuyon!” deyince, genç başlıyor gülmeye.

Demek nenenin derdi buymuş. Bu teknoloji nasıl bir şey, uzaktan deli gösteriyor insanı!

Genç:

-“Korkma nene, korkma! Ben telefonla konuşuyordum,” diyerek telefonu gösteriyor.

Arkadaşımın bu anlattığı hoşuma gitti ve ben de canlı canlı ekledim:

 -“Nereden nereye…  Bu günden sonrasında kim bilir daha neler var? Yaşarsa o gencin torunlarıyla nasıl bir “teknoloji öyküsü” olacağını bu günden bilemiyoruz!

Fakat acı bir gerçek ki, bu gün şeytanilerin elinde ki bu teknoloji çok insanın başını ağrıttı. Nicelerinin dünyaları başlarına yıkılırken, ahiretleri de bu halleriyle iyi olacağa benzemiyor.

“Hırsız çilingirse, ev sahibi hangi kilidi taksa nafile.”

Teknolojik gelişmelere kucak açtık, her birini bağrımıza bastık ama yeri geldi o bize karşı tearuza geçti. Artık evlerde dizginlenemeyen nesiller teknoloji çağının nesilleri.

Ne diyelim?

Rabbim teknolojiyi kullanarak nesillerimizi ifsat edenleri bu milletin önünden alsın. Allahumme âmin.

Selâm ve dua ile…

Esedullâh Saîd el-Muallim