«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Bel’am ve Özellikleri

Bel’am ve Özellikleri

BEL’AM ve ÖZELLİKLERİ

 Esedullâh Saîd

 

Bu yazımızda, günümüz Müslümanlarının şuur dünyasına katkıda bulunacağını düşündüğümüz bir kavramı konu edindik. ”Bel’am kimdir?” diye soracak ve onun vasıflarını öğrenmeye çalışacağız. 

Bel’am Kimdir?

Bel’am; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın peygamberlerinden Musa aleyhisselâm zamanında yaşayan, önceleri duası makbul, ilim ve irfan sahibi bir Müslümanken, sonrasında haddini aşarak dinden dönen mürted bir ilim adamıdır.

 Bel’am’a Dair Ayetler Hangileridir?

Allah’u Teâlâ, Araf Suresinin 175 ve 176. ayetlerinde şöyle buyurmaktadır:

Onlara kendisine ayetlerimizi verdiğimiz kişinin haberini anlat. O, bundan sıyrılıp uzaklaşmış, şeytan onu peşine takmıştı. O da sonunda azgınlardan olmuştu. (7/175)

 Eğer biz dileseydik, onu bununla yükseltirdik. Ama o yere meyletti (veya yere saplandı), hevasına uydu. Onun durumu, üstüne varsan dilini sarkıtıp soluyan, kendi başına bıraksan dilini sarkıtıp soluyan köpeğin durumu gibidir. İşte ayetlerimizi yalanlayan topluluğun durumu böyledir. Artık gerçek haberi onlara aktar. Ki düşünsünler.(7/176)

Müfessirlerimizden bir kısmı Araf Suresinin 175-176. ayetlerindeki bahsi geçen kişinin, Bel’am İbn Bâura adıyla anılan kişi olduğunu söylemişlerdir. Farklı görüşlerde vardır. Şöyle ki: Abdullah b. Mesud’a göre bu kişi, İsrailoğullanndan Bel’am b. Ebur isimli bir kimseyken, Abdullah b. Abbas, Mücahid ve İkrimeye göre bu kişi, İsrailoğullann­dan, Bel’am b. Bâûra isimli bir kişidir. Ayrıca şunu belirtelim ki, bu ayetlerin tefsirlerinde sözü edilen kişi hakkında -Ümeyye bin Ebü’s-Salt es-Sekafî veya Nu’mân bin Sayfî er-Râhib olduğu gibi- çeşitli nakiller olsa da; biz bu nakillerden birisi üzerinden konuyu anlatacağız. Sonuçta asıl bilinip anlaşılması gereken -o kişinin isminden çok- bu karakter yapısının özelliğidir.

 Bel’am’ın Kıssası Nasıldır?

Musa aleyhisselâm, Kenanilerin elinde bulunan Şam topraklarına askerleriyle birlikte girdiğinde, Kenanilerden bazıları Bel’am’ın yanına gelerek:

“Ey Bel’am! Musa İbn İmrân İsrâiloğullarının başında bizi yurdumuzdan sürmek ve öldürmek üzere geldi. Bizim ülkemize İsrailoğullarını yerleştirecek. Senin kavmin olan bizlerin ise yerleşecek bir yerimiz yok. Sen duası kabul edilen bir kimsesin. Onları defetmesi için Allah’a dua et!” dediler.

Bunun üzerine Bel’am onlara: “Yazıklar olsun size! O Allah’ın elçisidir; melekler ve mü’minler de onunla beraberdir; onlar aleyhine nasıl dua edebilirim! Bildiğimi bana Allah öğretti” diye red cevabı verdi. Fakat kavmi onun peşini bırakmadı. Ona övgüler sunmaya ve yalvarmaya başlayarak,  beddua etmesi hususunda ısrar ettiler. Sonunda Bel’am da eşeğine binerek, İsrailoğullarının çıkmakta olduğu dağa doğru ilerledi.

Bu dağ, Husban/Cebeli Hassan dağıdır. Biraz gittikten sonra eşeği yere çöktü. Eşeğine binerek biraz ilerledikten sonra hayvan yine çöktü. Bel’am biraz evvelki gibi hareket ettikten sonra tekrar hayvanına bindi. Biraz yol alınca eşek yine çöktü. O, yine eşeği yerinden kalkıncaya kadar dövdü. Nihâyet eşek, Bel’am aleyhinde bir delil teşkil etsin diye, Allah’ın izni ile konuşarak şöyle dedi: “Ey Bel’am, nereye gidiyorsun? Meleklerin önümde durarak beni yolumdan çevirdiklerini görmüyor musun? Allah elçisi ile mü’minler senin kavmin aleyhinde dua etmektedirler.” Fakat Bel’am, buna aldırış etmeden eşeğini döverek yoluna devam etti.

Nihayet eşek onu Husban dağına çıkardı, Musa aleyhisselâm ordusunun ve İsrailoğullarının karşısına götürdü. Bel’am onlara bedduâ etmeye başladı; fakat İsrailoğulları’na beddua ederken Allah onun dilini kendi kavmi aleyhine çevirdi. Yanında bulunan halk, onun kendi aleyhlerine beddua etmekte olduğunu görünce: “Ey Bel’am! Ne yaptığını biliyor musun? Sen İsrâiloğulları’na hayır duada, bize bedduada bulunuyorsun” dediler.

O: “Bu, benim elimde olmayan ve gücümün yetmediği bir şeydir. Allah dilime hâkim oldu” dedi. Bunun üzerine dili ağzından çıkarak göğsü üzerine sarktı. Sonra kavmine: “Dünya ve ahiret benim elimden gitti, artık hileye başvurmaktan başka çare yoktur…” dedi. (Bu kıssa Taberî, Râzî, İbnü’l Esir, İbn Kesir ve diğer tefsirlerde anlatılmaktadır. Allah en iyisini bilendir.)

 Kıssadan Ne Ders Çıkarabiliriz?

Bu kıssada neyi gördük? Bir Allah dostu iken, bir Allah düşmanına dönüşen adamın yaptığı yanlış işleri gördük. Onu bu hale düşüren sebep ne idi? Onu aşağıların aşağısına düşüren sebep; hakkı bile bile, batıl adına çalışması idi. O, sırf dünyevi gayeler sebebiyle hakkın karşısında batılın safında yer almıştı. Bu yer alışta dikkat edilecek husus, eline kılıç kalkan alarak yapmadı sadece dili ile yaptı. Ve netice meydandadır.

Demek ki, ilim hakka hizmet içindir. Kim onunla batıla hizmet ederse Bel’amlaşır.  Allah’u Teâlâ bir kimseyi ilimle yükseltmişse, o da dünyaya ve dünyalıklara meyledip, Allah’ın bahşettiği ilimle, batıl tarafta yer alarak, hakkın karşısına çıkarsa, dili sarkmış köpeğe benzeyerek aşağı bir hale düşer. Dünyası da ahireti de perişan olur.

Dikkat edildiğinde görülecektir ki, Ku’ran-ı Kerim’de ilim verilip de, ilim kendilerine hayır getirmeyenler hayvanlara benzetilmişlerdir. Böyleleri, Araf süresinin ilgili ayetlerinde köpeğe benzetildiği gibi, yine Cuma Suresinde de eşeğe benzetilmişlerdir.

Demek ki, verilen nimet Allah yolunda kullanılırsa güzeldir. Bu nimeti güzelce değerlendirenlere dünyevi ve uhrevi mükâfat varken, nimete nankörlük edenlere de azap vardır. Rabbim muhafaza buyursun.

Bel’am’ın Özellikleri Nelerdir?

Bel’am;

Bel’am, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın peygamberi Musa aleyhisselam’ın karşısında, yine Allah’ın adını kullanarak beddua eden aklı kıt kişidir.  

Bel’am, Allah’u ve Teâlâ’nın dinine göre hareket etmeyip, maddi çıkarları, nefsi arzuları ve yerleşke asabiyesi uğruna, düşman olması gerekenlere dost olan kimsedir.

Bel’am, ilmiyle ahiret insanı olması gerekirken dünyanın insanı olmuş, ahiretini dünya için satmış kişidir.

Bel’am, doğruları biliyor olsa bile, menfaatine ters düştüğü için doğruların karşısında set olan yanlışın savunucusu; küfür ehlinin hak elçinin üzerine saldığı soluyan bir köpektir.

Ve Bel’amlar;

Bel’am’ın ismi kıyamete kadar gelecek tüm din tüccarlarına, tüm dinini dünya için satanlara bir isim olmuştur. Her devirde ve her yerde nerede hak ve hakikatlerin karşısında ilmi ile direnip, saptırıcılık yapan varsa o Bel’am’ın yolunun yolcusu, Bel’amlık mesleğini icra eden bir Bel’am’dır.

Dünkülerin yolundaki bugün ki Bel’amlarda küfür ve zulüm iktidarlarını yanında o iktidarlardan beslenerek, onların koltuklarını sağlamlaştıranlar olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Bu gün İslam’ın anlaşılmaması yolunda çaba harcayarak İslam düşmanlığı yapan bir lanetli zümre Bel’amlardır.

Belamlar; Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın razı olduğu kadar değil de, tağutun izin verdiği kadar dini anlatan kişilerdir. Allah Subhanehu ve Teâlâ’dan korkup çekineceklerine, kulluk yaptıkları tağutlardan korkup çekinirler.

İslam dinini üç beş kuruş için menfaat için satan bu zümre, Allah’ın tevhid dinini ya insanlardan saklarlar ya da hakkı çarpıtarak anlatırlar. Hakkın içini boşaltıp dışına da batıl boyasını sürerler. Muvahhidlere; radikaller, tekfirciler, Hariciler, Vehhabiler diyerek insanları tevhid davetinden uzaklaştırmaya çalışırlar.

Cahiliye sisteminin uyduruk yasalarını insanlara sanki normalmiş gibi sunanlar da onlardır. Tüm dünyadaki küfür sistemlerinin, küfürlerini meşru göstermede büyük payları vardır. Bu yüzden de cahiliye sistemleri bütçelerinden onlara geniş bütçeler ayırır ve onları beslerler. Çünkü tağuti sistemler, sistemlerinin ayakta kalması için Bel’amların rolünün askerlerden daha büyük olduğunun bilincindedirler.

Bu din tüccarı zümre, tağutların baş destekleyicileri, onların sihirbazlarıdır. Onlar, İslam dinini tağutların izin verdiği kadar ve onların istediği gibi anlatırlar. Efendilerinin ‘yasak!’ dedikleri kısımlara hiç girmezler. Onlara göre sistemin yasağı, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın yasağından önce gelir!

Örneğin sistem başörtüsünü yasakladıysa, Bel’am zihniyeti: ‘‘Biz siyasete alet olmayız!!!’’ diye açıklamada bulunur. ‘‘Allah’ın emri var, Müslüman kadınlar için Allah örtünmeyi emretmiştir!’’ demez, diyemez. Ya da: ‘‘Başörtüsü teferruat, İslam’ın ana meselelerinden değil! Bazı durumlarda teferruat terk edilebilir!!!’’ diyebilir.

Böyleleri İslam’a göre değil, mevcut düzene, şartlara ve zemine göre konuşurlar. Efendileri neyi istiyorsa, çıkarları neyi gerektiriyorsa onu söylerler. Zaten var olmalarının amaçları, asli vazifeleri de budur. Gerisi teferruat…

Ya Rab! Sen herkesi ve yaptıklarını bilensin.

Allah bize yeter, O ne güzel vekildir.