«
  1. Ana sayfa
  2. EDEBİYAT
  3. Beklenen Doğum

Beklenen Doğum

Rasullerini gönderen Allah’ın ismiyle…

Uzun süren bir zulumât… Nuru bekleyen insanlık… Ve “ol” emriyle “âlemlere rahmet” dünyaya teşrif ediyor. Tarih: Miladi 571, Rebiullevvelin 12’si.

Uzun süren bir cahiliye… Bir fetret döneminin ardından cahiliyeye son verecek olan “son nebi” teşrif ediyor. Yer: Mekke.

Uzun süren bir fetret… İnsanlık yaratılış gayesini unutmuş bir halde. Eşrefi mahlûkat olarak yaratılan canlı, dereke dereke aşağılara düşmüş, insanlığından sıyrılmış, üzerine canavar postunu giymiş, canavarlaşmış ve canavariyetler kurmuş. Her yanda şirk, her yanda isyan, her yanda kan… Taştan ve ağaçtan putlara tapıyor Âdemoğlu. Bir hak ilaha, binlerce batıl ilah şirk koşuluyor, haramın her türlüsü, isyanın her çeşidi işleniyor.

Sonunda uzunca zamandır beklenen, hasretle yolu gözlenen, nur yolunun nurlu bebeği dünyayı nurlandırıyor. İsmi: Muhammed. Selâm ve salat O’na…

İsmini dedesi Abdulmuttalib koyuyor, övülen ve övülecek olan bebeğin. Gök ehli gibi, yer ehli de övecek Onu. İsmi her gün anılacak, çağrısı dünyanın dört bir yanına varacak olan, sonunda geliyor. Dedenin sevinci bir başka… Belki de, oğlunun yadigârı olarak kucaklıyor minik yavruyu.

Abdulmuttalibin asıl ismi Şeybe. Medine’de doğmuş ve büyümüş ardından da Mekke’ye amcasıyla dönen Kureyş’in istikbaldeki büyüğü. Amca Muttalib, Mekke’ye girerken bineğinin arkasındaki çocuğu sorduklarında onu kölesi olarak tanıtıyor. Şeybe, bundan sonra Muttalib’in kölesi yani Abdulmuttalib olarak anılacak ve Peygamberlerin şehrinde, temellerini İbrahim ve İsmail’in attıkları Beytullah’ın şehrinde yaşayacak. Beytullah: Allah’ın insanlar için seçtiği yerdeki ev. Hac çağrısında insanların toplandıkları ve say ettikleri, hacca davet edilenlerin göz bebeği, yüzlerin ve gönüllerin çevrildiği ev…

Ne hazin ki, tevhid elçilerinin şehri zamanla şirk ehlinin eline geçmiş. Allah’ın beyti de putlar tarafından işgal altında. Tıpkı şehrin ve Arab yarım adasının işgal altında olduğu gibi. O kadar çok put var ki, insan saymakta zorlanıyor. Bölge sakini Araplar, bedevisi ve medenisiyle kendi ilahlarını kendi elleriyle yapıyor ve onlara tapıyorlar. Öyle ki seyyar ve geçici putlar bile var. Helvadan putlar yapılıp acıkınca yeniyor, kumlara biraz ıslatılarak şekil verilip onlara tapılıyor. Güzel bir taş bulununca eldeki taş atılıp, daha güzeliyle karşılaşıncaya kadar ona tapılıyor.

İnsanlık İbrahim aleyhisselâm’ın hanif mesajından tamamen soyutlanmış ancak yine de kendilerini İsmail’e nispet ediyorlar. Hacer ve İbrahim’in oğlu İsmail’e. İbrahim aleyhisselâm onları orada bıraktıktan sonra İsmail aleyhisselâm orada kalıp Cürhümi kabilesinden bir hanımla evlenecek ve Efendimizin soyu da buraya dayanmakta. Kureyş kabilesi de İbrahim ve İsmail’i (Onlara selâm olsun) bilmekte, hatta onlar peygamber ve kendi ataları olarak kabul görmekteler. Kabul etmedikleri ise onların dini: İslâm. Kendilerini onlara nispet edenlerin onlarla hiçbir alakası kalmamış.

Allah’a iman eden bu insanlar Allah’la birlikte birçok ilaha da iman ediyorlar. Zaten şirk, Allah’ı inkâr değil, Allah’la birlikte başka şeyleri de ilah kabul etme.

Peygamberlerin mesajı da; “La ilahe” ile bu şirk koşulanların tamamını red ve “illallah” ile de, sadece hak olan ilahı kabul etmeye dayalı olan bir davet. Bu daveti kabul edip teslim olan da: Müslüman.

İnsanlar; “Müslüman olup, Müslümanca yaşayıp, Müslümanca Rablerine kavuşmaları gerekmekte” iken, maalesef uzun süren asırlarda Allah’a teslim olmayı bırakmışlar. Peygamberlerin ortak daveti olan tevhid daveti unutulmuş. İnsanlar kullara, kulların elleriyle yaptıklarına, çeşitli varlıklara ilahlık vasıflarını vermişler. Zaman koyu bir cahiliye…

Ve işte gözleri Mekke’ye çeken fil vakasının akabinde yeni evli olan Abdullah ile Amine’nin bir bebekleri oluyor. Ancak kuvvetli rivayetlere göre Abdullah yavrusunu eline alamadan vefat ediyor.

Yetim doğan bir bebek… Yetimlerin başına okşayacak, onlara manevi babalık edip, onların haklarını koruyacak olan dünyayı teşrif ediyor. Yer: Amine’nin evi.

Kolay bir doğum… Ve Amine’nin anlattığı haller. Bu bebekte bir başkalık var. Evet, bu bebek, insanlığa kurtuluşu sunacak olan beklenen bebek…

Ehli kitabın da beklediği, kavuşmayı gözlediği bebek nihayet teşrif etti. Aile etrafında bir sevinç hatta sonraları düşman olacak amca Ebu Leheb’te bile sevinç içinde.

Evet, aslında tüm insanlık sevinmeli. O zamandan bu zamana, bu zamandan kıyamete dek tüm beşeriyet sevinmeli. Seçilen, ahlakın zirvesi, âlemlere rahmet, insanlığın muallimi son nebi geldi. Salat ve selâm ona.

Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

Esedullâh Saîd el-Muallim