«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Avukat tutmak küfür müdür?

Avukat tutmak küfür müdür?

Soru: Avukat tutmak küfür müdür?

Sorunun tam metni: Kişi tâğûtun mahkemesinde haklı ya da haksız bir sebepten ötürü dava edildiğinde avukat tutması küfür müdür? 

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Tâğûtî bir mahkemede yargılanan Müslüman bir kimsenin avukat tutmasının hükmü, iki temel şeyle alakalıdır. Bunlardan birincisi vekâlettir.  

Vekâlet: “Bir kimsenin bizzat kendisinin yapması câiz olan şeyi başkasına yaptırmasıdır.” 

Nitekim İmâm Şirbini rahîmehullâh şöyle demiştir: “Bir kimsenin kendisinin yapma hak ve yetkisine sâhib olduğu -başkasına bırakılmaya elverişli olan- bir işini, kendisi hayatta iken yapması için başkasına bırakmasıdır.” [Muğni’l-Muhtâc: 3/231.]

İmâm İbn Kudâme rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Vekâlet, kitâb, sünnet ve icmâ ile câizdir… Bizzat kendisi hakkında tasarrufu sahîh olanın ve başkasının yerine de niyâbet işini gerçekleştirecek her kesin vekâlette bulunması sahîhtir. İster bu erkek, kadın, hür yahut köle olsun, isterse Müslüman yahut kâfir bir kimse olsun fark etmez.” [İbn Kudâme, el-Muğnî: 5/63]

Buradan anlaşıldığı üzere vekâlet, kişinin kendi hakkında câiz olan işini vekil kıldığı bir kimseye yaptırmasıdır. Zîrâ vekâlette asıl, meşru olan şeylerden başka işlerde câiz olmamasıdır. Misâl olarak: Kişinin kendi tasarrufunda olan ekmek gibi helâl bir şeyi satması câiz olduğu için vekil kılarak sattırması da câizdir. Ancak domuz eti gibi haram bir şeyi satması câiz olmadığı gibi sattırması da câiz değildir.      

Avukat tutmak noktasında bilinmesi gerekli olan ikinci temel şey, mahkemede kişinin kendisinden haber vermesinin hükmüdür. 

Defaatle söylediğimiz üzere tâğûta muhâkeme olmanın küfür olması, ondan hüküm istemekle gerçekleşir. Bu sebeble kişinin  mahkemede yahut başka bir yerde kendinden haber vermesi küfür değildir. Küfür olan ondan hüküm istemesi, ona muhâkeme olmasıdır. Misâl olarak kişinin: “Ben Müslümanım. İslâm’da haksız yere cana kıymak haramdır ve ben de katil değilim; sözü geçen adamı da ben öldürmedim” yahut: “Ben de hırsız değilim. İslâm hırsızlığı zaten yasaklamıştır. Sözü geçen şeyi de ben çalmadım” demesi kendisinden haber vermesidir. Hakkın ortaya çıkması için hüküm istemeden kendisine ait bazı zarûrî şeylerden bahsetmesidir. Bu, asla tâğûttan hüküm istemek, ona muhâkeme olmak değildir. Bu mesele ile ilgili daha önce yazmıştık. [BAK]

Vekâletin ne olduğu ve mahkemede kişinin kendisinden haber vermesinin -şartlarına binâen- câizliği bilindikten sonra, avukat tutmak mutlak bir küfür değildir. Yani kişi avukat tuttuğu anda derhal kâfir olmaz. Kişinin mahkemede kendisinden haber vermesi câiz olduğu gibi bunu başkasına yaptırması da câizdir. Yukarıdaki misâlde geçtiği üzere kişinin: “Ben Müslüman’ım. İslâm’da haksız yere cana kıymak haramdır ve ben de katil değilim; sözü geçen adamı da ben öldürmedim” yahut: “Ben hırsız değilim. İslâm hırsızlığı zaten yasaklamıştır. Sözü geçen şeyi de ben çalmadım” demesi câiz olduğu gibi bunu onun yerine bir başkasının yapması da câizdir.  

Diğer yandan kişinin mahkemeden hüküm istemesi ve ona muhâkeme olması, küfrü yüceltmesi ve tazim etmesi kendisi için küfür olduğu gibi başkası için de küfürdür. Küfür olan bir şeyin bizzat yapılması da vekâlet yoluyla yaptırılması da küfürdür. Zîrâ vekilin tasarrufu, müvekkilin tasarrufu gibidir. 

Sonuç olarak kişinin mahkemede tâğûttan hüküm istemeden kendisinden haber vermesi yahut hakkın ortaya çıkması için kendisine ait bazı zarûrî haberlerden bahsetmesi küfür değildir. Bunu vekâlet verilen kimsenin yani avukatın yapması da mutlak bir küfür değildir. Yapılması câiz olan şeyin vekâleti de câizdir.  

Uyarı ve Nasihat:

Fark edileceği üzere bizim bahsettiğimiz şey, müvekkile (vekâlet olunana) câiz olan fiilin vekîl (vekâlet eden) için de câiz olduğudur. Müvekkil için câiz olmayan şey, vekîl için de câiz değildir. Küfür kanunlarını övmek, onlarla hükmedenleri yüceltmek, onlardan medet beklemek, onlara muhâkeme olmak ve onlardan hüküm istemek küfürdür. Bunlar ve benzerleri müvekkil için câiz olmadığı gibi vekîl için de câiz değildir. Bu noktada vekîlin, müvekkilin izni ve haberi dairesinde yaptığı her türlü şey müvekkili bağlayıcıdır. Küfür ve şirk işlemek üzere vekâlet verilemez.   

Müslüman bir kimse, tâğûta muhâkeme olarak ondan hüküm isteyemez. Onların mahkemelerini ve kanunlarını, başkanlarını ve görevlilerini yüceltemez… Tüm bunlar küfür olan fiillerdir. Kendisi için câiz olmayan bu fiilleri vekâlet vermek suretiyle avukatına işletemez. Bu gibi fiilleri işleyeceğini bildiği avukata vekâlet de veremez. Avukatın fiilleri müvekkili bağladığından küfür olan bu gibi fiilleri işleyeceği bilinen bir avukatı tutmak asla câiz değildir; küfürdür. 

Bu noktada bazı kimseler -Rabbim cümlemize hakkı bulmayı ve onda sebât etmeyi nasip etsin- avukat tutmanın küfür olduğunu savunmaktalar. Avukata verilen vekâleti, avukatın sisteme bağlı olduğundan ve mevcut kanunlara dayanarak avukatlık mesleğini yaptığından yola çıkarak avukat tutan Müslümanları hangi şartlarda bunu yaptıklarına bakmadan haksız yere tekfîr etmekteler. Oysa bu, Allâh katında çok büyük bir cürümdür. İbn Ömer radîyallâhu anhumâ’dan rivâyet edildiğine göre, Allâh Rasûlü sallallâhu aleyhi ve sellem, böylesi tekfîrlerden ve ithamlardan sakındırarak şöyle buyurmuştur: “Bir adam din kardeşine, ey kâfir derse, bu söz ikisinden birine döner. Eğer böyle denilen kişi söylenildiği gibi ise söz doğrudur; yerini bulmuş olur. Aksi takdirde bu söz söyleyene geri döner.” [(SAHÎH HADÎS:) Buhârî (6104); Müslim (60)…]

Bizler, tâğûta muhâkeme olma noktasında bu zamana kadar vasat olduğumuz gibi avukat tutma meselesinde de vasat olduk. Avukatın kendi itikat ve ameline göre savunma yapmasını câiz olarak görmedik ve hattâ bahsi her geçtiğinde bunun küfür olacağını söyledik. Yine Müslüman bir kimsenin yapması câiz olan şeylerde avukata vekâlet vererek onu kendisine vekil tayin etmesini de tekfîr etmedik. Dînini seven kardeşlerime bu noktada dikkatli olmalarını ve Müslümanları haksız yere tekfîr etmek gibi büyük bir günaha bulaşmamalarını tavsiye ediyorum.     

Bu noktada yine bazı çevreler tarafından eleştirileceğimi yahut tekfîr dahi olunacağımı bilmekle beraber hak olarak itikad ettiğimi söylemekten kaçınmıyor Allâh için bildiklerimi söylüyorum. Kınanacak bir şey yaptı isem Allâh katında kınanmam musibet olarak yeter. Hayırlı bir iş de yaptı isem Rabbim katında bilinmiş olmam benim için yeterlidir. Bitmek tükenmek bilmeyen nimetler O’nun katındadır ve ben onlara talibim. Ecri ve mükâfatı kulları için hesabsızca vermeye kâdir olan Allâh Azze ve Celle’den duâm, bizleri tevhîd üzere cem etsin. Günahlarımızı bağışlasın ve bizleri îmân üzere yanına alsın. Allâhumme Âmîn.

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1439h. / 2018m.

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *