«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Artık Anlayın!

Artık Anlayın!

Dîni’ni izzetli kılıp, muvahhidleri kâfirlerden ayıran yüce Allâh’ın ismiyle…

Bu yazımızda inşallâh önceden İslâm coğrafyasına ait olup sonradan kâfir, müşrik ve mürtedler tarafından İslâmsızlaştırılan mekanlarda yaşayan insanımızın kâfirleri tekfir edememe (kâfirlere kâfir diyememe) sorununa değineceğiz.

Daha önce yazmış olduğum makalelere bakarsanız tâğûtu cüzleriyle birlikte reddetmenin îmânın ön şartı olduğunu, hüküm alınacak, yardım istenecek tevbeleri kabul edecek olan tek mercinin Allâh Subhânehu ve Teâlâ olduğunu bildirerek tevhîdi bir anlayışı ortaya koymaya çalışmıştım.

Çünkü yaşadığımız toplum ya Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya Rububiyet ve Uluhiyetinde, yahut Rububiyyet ve Uluhiyyetle birlikte neuzubillâh isim ve sıfatlarında şirk koşmaktadır. Bu hallerine rağmen kendilerine hala Müslüman(!) demektedirler. Bunun için Muvahhid davetçilerin dâvet ettiği insanımızın genel çoğunluğu kâfirleri tekfir etmekten çekiniyorlar! Peki ya neden?

Bunun nedeni demokratik sistemlerin paraları ile dinlerini satın aldığı hocaların/belamların topluma tekfiri korkunç göstermesindendir. Eğer tekfirin mahiyetini tam anlamıyla açıklamış olsalar toplumda isyanlar çıkabilir. Çünkü tekfir îmân ile küfrü, tevhîd ile şirki birbirinden tamamiyle ayıran bir baltadır. O Kelime-i Tevhîd’in “Lâ ilâhe” kısmının ispatlandığı asıldır. Eğer bu insanlar kâfirleri tekfir ederlerse artık demokratları sevemeyecekler, onların öğütüm merkezlerine çocuklarını yollayamıyacaklar, gençlerini onların hududlarını tutsun için ordularına katamayacaklar ve Müslümanlara karşı onlara yardım edemeyecekler…

Bununla da bitmiyor. Amerika ve İsrail dünyanın neresinde olursa olsun ‘ben Müslümanım!’ diyerek Allâh’ın kanunları üzere yaşamak isteyenleri bombaladığında artık yerinde duramayacaklardır. Ya eline silah alıp Müslümanları savunacak yada bu uğurda dâvet yapacaklardır.

İşte tekfir dendiğinde bu ve bunun gibi tevhîdi bir yaşantının yani ‘Lâ’yı hayat kılmanın gereği gündeme gelmektedir. Bu tabiki zordur ve bu yükün altına girenler elbette sıkıntılar çekmişlerdir. Bunun en büyük örneği son nebi Muhammed aleyhisselâm ve ashabıdır. Onlar her türlü sıkıntıyı çekmelerine rağmen davalarında sabır göstererek cenneti kazanmışlardır.

Ya sizler?

Allâh’ın indirdiği kanunları bir kenara atarak kendileri kanun koyanları, İslâm hâkim olmasın için asker ve polisi ile Müslümanlara her türlü saldırılar yapanları ve bunları destekleyenleri hâlâ tekfir etmeyecek misiniz?

Onların sizleri kandırmak için “bizde Allâh’a inanıyoruz” diyerek yapmış oldukları şirklere kılıf uydurmalarını hâlâ anlamayacak mısınız?

Allâh’a karşı her türlü büyüklüğü taslayıp, Rasûlüne değer vermeyenlerin, batılara boyun büküp yahudi ve hristiyanlara değer verenlerin kâfir olduklarına inanmayacak mısınız?

İster inanın ister inanmayın ama artık şunları anlayın!

  • Tâğûtları reddetmeyen bir kimse kâfirdir. (Bakara: 2/256)
  • Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyen kimseler (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Mâide: 5/44)
  • İhtilaf halinde tâğûttan hüküm isteyen kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Nisa: 4/60)
  • Demoratik hükümetlere velayet verme manasına gelen oy kullanma, eğitim merkezlerine çocuk gönderme vb. gibi filleri işleyen kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Bakara: 2/257)
  • Tâğûtların sisteminı korumakla yükümlü olan kolluk kuvvetlerinde görev yapan kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Nisa: 4/76)
  • Tâğûtlara mutlak olarak itaat eden bir kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Mâide: 5/60)
  • İslâm’ın herhangi bir hükmünü sevmeyen veya alay eden kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Muhammed: 47/9, Tevbe: 9/65-66)
  • Allâh’tan başkasına dua ve tevekkül eden kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Zumer: 39/3)
  • Kâfirlerden ve inandıklarından râzı olan kimse (tekfirine engel bir mani bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Nisa 4/140)
  • Kâfirleri tekfir etmeyen veya onların küfründen şüphe eden kimse (tekfirine engel bir delil bulunmadığı sürece) kâfirdir. (Ankebut: 29/47)

Burada yazmış olduğumuz her türlü büyük küfür çeşitlerinden Allâh’a sığınıyor ve bu yazının tekfiri beyinlerine yazamamış olan insanların hidayetine vesile olmasını niyaz ediyorum.

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allâh’a, salat ve selam yararılmışların en hayırlısı olan Muhammed’e, aline ve ashabının üzerine olsun.

Not: Parantez içerisinde (tekfirine engel olan bir mani) yazısı ile ilgili bilgi edinmek isteyenlere Abdullâh Saîd el-Müderris hocamızın “tekfirin şartları ve manileri nelerdir?” yazısını okumayı tavsiye ediyorum. Tekfîr için gerekli şartların oluşması ve mânîlerinde kalkması hakkında Şeyhu’l-İslâm İbn-i Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Kur’ân, Sünnet ve icmâya göre küfür olan söz için mutlak olarak küfür olduğu söylenir. Şer’î delîller buna delâlet eder. Allâh ve Rasûlü’nden alınan hükümler, insânların zan ve heveslerine göre kullanacakları hükümler değildir. Ancak tekfirin şartları sâbit oluncaya ve mânîleri ortadan kalkıncaya kadar bu sözü söyleyen herkes için kâfir olduğunun söylenmesi gerekmez.” Mecmûu’l-Fetâvâ: 35/165.

 

Mustafa b. Sezgin