«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Ancak Allah’tan İsteriz

Ancak Allah’tan İsteriz

ANCAK ALLAH’TAN İSTERİZ

Esedulâh Saîd

Seneler önceydi. Bursa Yeşil Türbe’nin önünden geçiyorken, oraya ziyaret için gelmiş birisi beni İslâmi kisveyle görünce usulca yanıma sokuldu ve:
“Af edersiniz bir şey sorabilirim miyim?” dedi. Ne soracağını bilmiyorum ama: “Buyur” dedim, “bildiğim bir şeyse yardımcı olayım.”
Ben yeşil ışığı yakınca, dedi ki: “Biz buraya misafir olarak geldik. Ancak benim şu an gusül abdestimde yok. Gelmişken türbeyi ziyaret edip bir şeyler istemek istiyorum!” Aman ya Rabbi! Bunu söyleyen kişi öyle çocuk falanda değildi. Ne söylediğinin farkında olmadan bir çırpıda bunları söyleyiverdi.
Ne mi söyledi:
“Gusül abdesti yokken, türbeden istenilir mi!?”
Hangisine ne desem? Zaten çok fazla bir şeyler dememe fırsat kalmadı. Türbelerden bir şey istenmeyeceğini çok kısa birkaç cümleyle anlattıktan sonra, bana teşekkür ederek yavaş yavaş merdivenlere yöneldi. Ben arkasından bakarken, belki de o, neler isteyeceğini düşünüyordu!
Şimdi bu olayı birebir yaşamış birisi olarak bazı insanların; “ama efendim, oralara gidenler orada yatandan istemiyorlar ki!” sözüne itibar etmiyorum. Siz oralara giden insanların kaçıyla görüştünüz? O insanların neler dediklerini, neler yaptıklarını, neden orada olup, oradan neler bekleyip istediklerini ne kadar gözleyip dinlediniz? Tamam, bende hepsi de aynıdır, hepsi de el açtığında türbedekilerden istiyorlar da demiyorum. Ancak onlardan isteyenler de var. Ne kadar mı? Anket yapmak lazım! Anadolu’da o kadar çok türbe var ki, buralara sabah-akşam gidenlere “neden buradasınız?” diye sorun bakalım, size neler neler anlatacaklar.
Oralarda yapılan şeyleri görmek insanı rahatsız ediyor, etmeli de… Maalesef ki zamana insanı için buralar, her türlü ibadetlerini yerlerini getirdikleri yerler durumunda. Kurban kesmekten tutunda, topluca huzura çıkıp rabıta yaptıkları, dua edip himmet bekledikleri yerler hep buralar. Kimileri mum yakmakta, kimileri kâğıt tutuşturmakta, kimileri göbek atmakta, kimileri zikir yapmakta velhasıl buralar her türlü bid’atin merkezi durumundalar. Ayrıca buralar şehrin ya da kasabanın alternatif dua merkezleri konumunda. Türbe ziyaretleri turistik seyahatlere dönüşmüş… Birileri: “Haydi, buyurun topluca türbe ziyaretine. Haydi, buyurun, el açmaya, yüz sürmeye, kurban kesip, tavaf etmeye… Haydi, buyurun bir şeyler istemeye, aracılar edinmeye, haydi buyurun buyurun çekinmeden rahatlıkla şirki ibadetlerinizi, gözyaşları ve gönül huzuruyla(!) eda edin…” Demekteler…
Allah’u âlem, bana soru soran turistik seyahatle türbe tutuna çıkan bu vatandaş, Emir Sultan Cami’si ve türbesine de uğramış olabilir. Burası da çok uğranan yerlerden birisi!
Yine bir defasında da Emir Sultan Cami’sinde caminin bahçesinde bulunan abdest alınan yerde bir kadının dönüp muslukları açıp kapadığına şahit oldum. İnsanlar abdest almaya çalışıyorken, bu kadın ise muslukların peşindeydi. Birini açıp, birini kapıyor ve hızlı hızlı şadırvanın etrafında tavaf ediyordu. Bir şeyler mırıldanıp, bazen de ellerini kaldırıyordu. Tuhaftı tuhaf olmasına ama o, kendini tuhaf görmüyordu. Kadıncağızın kulağına hangi üfürükçüler neler üflediyseler artık, o bunlara inanmış olacak ki, gerektirdiği şartları büyük bir aşk ve şevkle yerine getiriyordu. Tavaf etmek bu türlü yerlerde sıklıkla görülmekte… Burada bulunan türbenin etrafında da tavaf edildiğine şahit oldum. Kime, neyi anlatıyorsun? “Bu bid’attir. Burası Kâbe değil” desen de seni kim dinler? İnanmışlar ve şartlanmışlar bir defa. İlla tavafını yapacaklar! Subhanallah! Rabbim hidayet versin. Allahumme Âmin.
Bu din tevhid dini. Allah’ı birleyen din. Tüm ibadetlerde Rabbimizi birlemeliyiz. Hem Allah’tan isteyip, hem de O’nun dışındakilerden istemek tevhid ile bağdaşmaz. Bu tevhidi şirk ile bozmaktır. Şirk ise büyük zulüm ve en büyük günahtır. Allah, şirk ehlini asla af etmeyecek ve şirk ehli bu halleriyle ölürlerse asla cennete giremeyeceklerdir.
“Muhakkak ki Allah, kendisine şirk koşulmasını mağfiret etmez.” (Nisa: 4/48)
“Kim Allah’a şirk koşarsa Allah cenneti ona haram kılmıştır, varacağı yer cehennemdir.” (Maide: 5/72)
Ey Allah’ın kulu! Ancak O’na yönetilip, sadece O’nun huzurunda boyun bükerek acziyetini bildirip el açabilirsin. Sakın ola ki, seni duymayan, seni görmeyen, seni tanıyıp bilmeyen ve sana istediklerini vermeye gücü olmayanlara yönelme. Böyle yapanları görürsen onlara Rabbimizin buyruklarını bildir:
“Allah’tan başka kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek kimseleri çağırıp durandan daha sapık kim vardır? Oysaki o kimseler, bunların dua ve çağrılarından habersizdirler.” (Ahkaf: 46/5)
“Mescidler hiç şüphesiz ki, Allah’ındır. Bu itibarla oralarda, Allah ile beraber başka birine dua edip yalvarmayın!” (Cin: 72/18)
“Allah’tan başkasına, sana ne fayda ne de zarar verebilecek olan şeylere yalvarıp tapınma! Eğer (bunu) yaparsan o takdirde şüphesiz ki sen, (kendine) zulüm edenlerden olursun” (diye emrolundum) Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa artık onu, kendisinden başka kaldıracak (hiçbir güç) yoktur.” (Yunus: 10/6–7)
Müslüman, her gün namazlarında tekrarladığı Fatiha suresinde tekrar ve tekrar diyor ki:
“Ancak Sana ibadet/kulluk eder ve ancak Senden isteriz.” (Fatiha: 1/4)
Yine Abdullah İbni Abbas radıyallahu anhuma, Rasullullah aleyhisselâm’ın kendisine dediklerini bizlere şöyle aktarır: 
Bir gün Peygamber’in terkisinde bulunuyordum. Bana:
“Yavrucuğum, sana bazı kaideler öğreteyim” dedi ve şöyle buyurdu: “Allah’ın buyruklarını gözet ki, Allah da seni gözetip korusun. Allah’ın (rızasını) her işte önde tut, Allah’ı önünde bulursun. Bir şey isteyeceksen Allah’tan iste. Yardım dileyeceksen, Allah’tan dile! Ve bil ki, bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar, ancak Allah’ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler. Yine eğer bütün ümmet, sana zarar vermeye kalksalar, ancak Allah’ın senin hakkında takdir ettiği zararı verebilirler. Çünkü artık kaderi yazan kalem yazmaz olmuş, yazıları değişmeyecek şekilde kesinleşmiştir.” (Tirmizi)
Evet, kuşkusuz ki, tüm ibadet cinsinden olan şeyler sadece ve sadece Allah’a yapılır. O’nun haricindekilere asla yapılamaz. Yapılırsa hem Allah’a, hem de başkalarına ibadet/kulluk edilmiş olur. Oysa bizim söylememiz ve yapmamız gereken bellidir:
“Deki: Şüphesiz ki benim namazım, ibadetlerim, ölümüm ve hayatım Âlemlerin Rabbi Allah içindir.” (Enam: 6/162)
Namazım, kurbanım ve tüm ibadetlerim, hayatım ve ölümüm sadece Âlemlerin Rabbi Allah içindir diyen bir insan, Fatiha’da söylediğiyle de aslında bu hakikati sürekli tekrar eder.
“Ancak Sana ibadet/kulluk eder ve ancak Senden isteriz.” (Fatiha: 1/4)
“Ancak Sana ibadet ederiz” ki bizler Senin kullarınız. Sen, bizleri zatına kulluk için yarattın ve bizlerin güzel amellerini görmek istiyorsun. Bu güzel ameller, Seni güzel dediğin ve Senin için olan amellerdir. Bizler, hayatımız ve ölümüz arasında tüm amelimizle Senin rızanı arayanlar olarak, Senden başkasına yönelmeyiz. Ancak Sana yönelir ve ancak Senden isteriz. Sadece Sana kulluk ettiğimizden ancak Senden isteriz ve sadece Senden istediğimizden de ancak Sana kulluk ederiz.
Dua ibadetini de Sana ibadet edenler olarak ancak Sana yaparız. Evet, dua ibadettir. İbadetler ancak Allah’a yapılmalıdır. Rabbimiz şöyle buyuruyor:
“Bana dua edin, kabul edeyim. Çünkü bana ibadeti bırakıp büyüklük taslayanlar aşağılanarak cehenneme gireceklerdir.” (Mü’min: 40/60)
Rabbimiz bu ayeti kerimede ancak kendisine dua edilmesi gerektiğini ve bunun ibadet olduğunu beyan etmişken, Nebimiz aleyhisselâm’da; “dua ibadetin ta kendisidir” (Tirmizi-İbn Mace) buyurmuştur. Demek ki, Kitap ve Sünnette geçtiği üzere dua ibadettir.
Şimdi soruyorum: “Namaz başkasına kılınır mı?” Buna herkes “hayır!” diyecektir. Çünkü namaz bir ibadettir. İbadetlerde ancak Allah’a yapıldığına göre namazda ancak Allah’a kılınır. Ya dua!? Gördük ki dua da bir ibadettir. Öyleyse diğer ibadetler gibi ancak Allah’a yapılır. Elhamdülillah, ehli tevhid bunu çok iyi kavramıştır. Ancak aracılarla yönelmeyi kendilerine din yapanların burada hem akılları, hem gönülleri, hem de ayakları kaymaktadır. Allah hidayet versin. Âmin.
Hak akideden sapanların kendilerine ait birçok uyduruk hikâyeleri ve masalları vardır. Bunlara inanmak gerekir! Hele de itibar edilen birinin ağzında çıkıyorsa, (neredeyse) doğruluğu kesindir! O anlatılan masallardan birini anlatılıp kısa bir tahlilini yapalım: 
Bir gün insanlarla denize düşmüşler. Birisi kurtulmak için Allah’tan yardım istemiş, diğeri ise şeyhinden… Allah’tan yardım isteyeni Allah’u Teâla kurtarmamış ancak şeyhinden yardım isteyeni şeyhi derhal kurtarmış! Masalın özü bu… Tabi din tüccarları bunu daha bir ballandırarak anlatmaktalar. Burada sen aracısız olarak Allah’tan istedin mi, O sana tenezzül edip itibar etmez, seni kendi haline bırakır. Ancak bir nazlı dosttan istedin mi, o Allah katında derecesi olan olduğundan Allah ona izin verir(!) gibi şirki tevil etmeye çalışmaktadırlar.
Bu durumda ortaya şunlar çıkıyor:
Fatiha’da kaç defa “ancak Senden isteriz” cümlesini Rabbimiz, haşa bizlere boşuna söylettiriyor!!! Biz söylüyoruz ama O, bize direk icabet etmediğinden, bizlerde başkalarıyla O’na yöneliyoruz!!! Namazda bunu okuruz ancak başımız sıkıştığında ise; “yetiş ya falan!”, “imdat ya filan!” diyerek başkalarına da yönelebiliriz!!! Allah, ‘merhametlilerin en merhametlisidir’ ancak şeyhler de bize karşı öyledirler!!! Allah’ın, Rahmaniyetinden Rahimiyetinden, Raufiyetinden birbirimize bahseder, Kur’ân’da da bunu görür ve okuruz; ancak iş ameli plana geldiğinde bizlere hiç kıyamayan şeyhlerimize yöneliriz!!! Kurtuluş, felah, selamet, yardım hem Allah’ın, hem de bizlere karşı çok şefkatli ve merhametli olan şeyhlerin yanındadır!!! Şeyhler, Allah’a katında bizden daha itibarlı olduklarından biz direk şeyhlere yöneliriz!!! Onlar da Allah’a yönelirler!!! Yani evet, “Allah, şah damarımızdan bize daha yakındır” ama bu şeyhler de hiç boş değillerdir!!! Onlar da bize bizden daha yakındırlar!!! Onlar, kalplerimizi okur, gece kaç defa yatakta döndüğümüzü ve geleceği bilirler!!! Bizi kabirde korur ve sırattan geçirirler!!! Öyleyse önce onları razı etmemiz gerekir!!! Onların ayaklarının altında toz olunmalıdır!!! Şeyhler basıp üzerimizden geçmelidirler!!! Şeyhlerin öldükten sonra tasarrufatı arttığından kınından çıkmış kılıç gibi daha tesirli olurlar!!! Hem canlı, hem de ölüyken onlar aracı edinilmelidir!!! Hatta her şehir ve kasaba onlardan ve türbelerinden olsa insanlar sürekli onlara gider ve sürekli ferahlarlar, sürekli felaha ererler!!! Dualarına şıp diye icabet edilir!!! Bir türbede kabul olmadıysa, diğerine gidilir, ondan istenilir!!! Ondan istenilince kabul olmazsa bir diğerinden istenir!!! Ta ki kabul olununcaya kadar tüm türbeler gezilir!!! İstenilen kabul olduğunda da o şeyhten, o türbeden bilinir!!! En sonunda da artık kimse Allah’tan aracısız olarak istemez. Zaten elektrik direkleri nasıl ki trafodan elektriği çekiyorsa, insanda aracısız olarak Allah’tan isteyemez!!! İsterse kablolar tutuşur yanar!!! Hem yine bir büyüğün yanına nasıl ki aracısız çıkılamıyorsa yine Allah’a da aracısız olarak vasıl olunmaz, illa ki bir aracı lazımdır!!! Allah’tan değil de, o aracılardan direk istemek daha kestirme, daha garantili ve daha güvenli bir yoldur!!! O zaman tüm insanlar, şeyhlerden yatırlardan, türbelerden istemelidir. Hatta istenilen şeye göre farklı türbelere gidilip oralardan istenilebilir!!!
Allah’ım bu tür şirki inanış ve uygulamalardan Sana sığınırız. Bizleri muhafaza eyle. Âmin.
Şimdi cahiliye Mekke’sini bilenler, burada geçenlerin orada benzerlerinin mevcut olduğunu hatırlayacaklardır. Cahiliye Mekke’sinde Allah’a inananlar, Allah’a yaklaşmak için, günahkâr ağızların aracılara ihtiyacı olduğu zannıyla o putları Allah ile aralarında aracılar yaparlardı. Ne yazık ki, bu şirk uygulaması şeytanın süslemesiyle kılık değiştirerek insanların arasında devam etmektedir. Her taraftaki canlı ve cansız putlar ve putlaştırılanlar bu gün ‘Hübel’ görevi görmektedir. İsa aleyhisselâm’ı ve annesini putlaştıran bozuk zihinler, bu günde iş başındadır. Bu sapkın düşünce, sadece Allah’ın seçkin kulları olan Peygamberleri ilahlaştırıp, putlaştırmakla yetinmeyip, diğer insanları da ilahlaştırmış ve de putlaştırmaktadır. Kurtuluş ise, bu tür sapkın düşünce ve amellerden beri olmakla mümkündür.
Son olarak: 
Rabbim bizleri Fatiha’da söylediğimiz gibi dosdoğru yoluna iletsin. Bizleri tevhid ehli Müslümanlar olarak yaşatıp, rızasına eren Müslümanlar olarak canlarımızı alsın. Allahumme âmin.

Esedullâh Saîd

1437/2016