«
  1. Ana sayfa
  2. SÜNNET
  3. Ameller Niyetlere Göredir

Ameller Niyetlere Göredir

MUKADDİME:   

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Bundan sonra: 

 

HADİSİN METNİ:   

Ömer bin Hattâb radıyallâhu anhdan rivayet olunduğuna göre, o, şöyle demiştir: Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellemi işittim şöyle buyurdu: 

عَنْ عُمَرَ بْنِ الخَطَّابِ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: سَمِعْتُ رَسُولَ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ:

إِنَّمَا الأَعْمَالُ بِالنِّيَّةِ، وَلِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى، فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ، وَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ لدُنْيَا يُصِيبُهَا، أَوِ امْرَأَةٍ يَتَزَوَّجُهَا، فَهِجْرَتُهُ إِلَى مَا هَاجَرَ إِلَيْهِ 

[حديثٌ صحيحٌ]

“Ameller ancak niyetlere göredir ve herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allâh’a ve Rasûlü’ne ise onun hicreti Allâh’a ve Rasûlü’nedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık yahut nikâhlayacağı bir kadın için ise, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir.” [SAHÎH HADÎS] 

.

HADİSİN TAHRİCİ:  

Hadîsin isnâdı sahîh, ricâli ise sikâdır. Hadîsi, hadîs imâmlarımızdan Buhârî, Müslim, İbn Hibbân ve İbn Huzeyme “Sahîh” lerinde; Ebû Dâvud, Tirmizî, Nesâî ve İbn Mâce “Sünen”lerinde; Ahmed ve Humeyd “Müsned”lerinde ve Mâlik “Muvatta”sında -ve daha başkaları- rivâyet etmişlerdir. [Buhârî (1, 54, 2529, 3898, 5070, 6689, 6953); Müslim (1907); İbn Hibbân (388); İbn Huzeyme (142); Ebû Dâvud (2201); Tirmizî (16429); Nesâî (75, 3437, 3794, ); İbn Mâce (4227); Ahmed (168); Humeyd (28); Mâlik (983)…]

.

HADİSİN ÖNEMİ: 

Bu hadîs, İslâm’ın temel esâslarından birisidir. Hadîsin önemi hakkında imâmlarımız birçok sözler söylemişlerdir. Onlardan İmâm Şâfiî rahimehullâh şöyle demiştir: “Bu hadîs, ilmin üçte biridir. Kapsamına fıkha dair yetmiş bab girmektedir. Bu hadîs bâtıl peşinde koşan, başkasına zarar vermek isteyen, hile yollarına sapmak isteyen hiçbir kimseye, Allâh’u Teâlâ’nın huzuruna kavuşuncaya kadar ileri sürebileceği hiçbir delil bırakmamıştır.[İbn Receb, Câmiul-Ulûm: 1/61; Münâvî, Feyzu’l-Kadîr: 1/30.]

.

HADİSİN VÜRUD SEBEBİ:  

Âyet-i kerîmelerin nüzul sebebini bilmek nasıl onları anlama yardımcı oluyor ise hadîslerin vürud sebebini bilmek de o derece hadîsleri anlamaya yardımcı olmaktadır.    

Abdullah bin Mes’ûd radîyallâhu anh şöyle demiştir: “Her kim bir şey isteyerek hicret edecek olursa, onun için ancak o şey vardır. Bir adam Ümmü Kays diye anılan bir kadın ile evlenmek için hicret etti. O bakımdan o kimseye ‘Um Kays’ın muhaciri’ deniliyordu.” Bunu İmâm Taberânî rahîmehullâh el-A’meş’ten şöyle bir lafızla rivayet etmektedir: “Aramızda bir kadına talib olmuş bir adam vardı. Sözü geçen bu kadının adı Ümmü Kays idi. Hicret etmedikçe adamla evlenmek istemedi. Bunun üzerine adam da hicret etti ve o kadın ile evlendi. Biz de o kişiye ‘Ummü Kays’ın muhaciri’ diyorduk.” [Nâzım bin Sultân, Kavâid ve Fevâid: 24.]

.

HÜKÜMLER HİKMETLER:

.

Niyetin Tanımı:   

Hadîs-i şerîfte geçen niyet kelimesi lügatte “kastetmek” mânâsına gelmektedir. Nitekim İmâm İbn Manzûr rahîmehullâh şöyle demiştir: “Niyet etmek, ‘azim ve karar vermek’ anlamındadır. İslâmî ıstılahta ise niyet kelimesine kendisine âit özel bir tanım getirilmemiştir. Bundan dolayı niyet, lügat mânâsı göz önünde bulundurularak târif olunmuştur. Nitekim İmâm Hattâbî rahîmehullâh şöyle demiştir: Niyet, kalbinle bir şeyi kastetmen ve onu araştırman demektir. Kalbin karar vermesi anlamına geldiği de söylenmiştir.” [Nâzım bin Sultân, Kavâid ve Fevâid: 30.]

İmâm Nevevî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Niyet, kasıt demektir. Bu da kalbin azmi yani kesin karar vermesidir. [İbn Hacer, Fethul-Bârî: 1/13.]

Ancak azim ve kasıt aralarında bazı farklar vardır. Azmetmek gelecekte ilgilidir. Kastetmek ise hali hazırda olan bir işi yapmak anlamında kullanılır. Bununla ilgili olarak İmâmu’l-Harameyn el-Cuveynî rahîmehullâh şöyle demiştir: Eğer niyet gelecekte yapılmak istenen bir fiil ile alâkalı olursa, buna ‘azmetmek’ denir. Şayet hâlihazırda yapılmakta olan bir fiile taallûk ederse, ona ‘tahkiki olarak kastetmek’ adı verilir.” [Nâzım bin Sultân, Kavâid ve Fevâid: 30.]

.

Niyet, İbâdetlerle Âdetleri Birbirinden Ayırır:  

Niyet, ibâdetleri birbirinden ve adet üzere yaptığımız işleri de ibâdetlerden ayırt eder. Niyetin en önemli özelliği, Allâh rızası için bir işi yapmak maksadıyla kalbte husule gelen azim ve kasıttır. Niyetin gerçeği, Allâh’ın rızasını elde etmek ve emrine uymak için iradeyi yapılan işe yöneltmektir. 

.

Niyetin Hükmü:   

Niyet etmek, ibâdetlerin başında rükün, sonrasında ise şarttır. Yani amelin niyete aykırı olmaksızın tamamlanması gereklidir. Nitekim İbn Hacer rahîmehullâh bunun tercih edilen görüş olduğunu ifâde ederek şöyle demiştir: Niyetin rükün mü şart mı olduğunda fâkîhler arasında görüş farklılığı vardır. Tercih edilen görüşe göre, niyetin amelin başında zikredilmesi rükün, hükmen amelle birlikte bulunması, yani amelin niyete aykırı olmaksızın meydana gelmesi ise şarttır. [İbn Hacer, Fethul-Bârî: 1/13.]

.

Niyetin Yeri:   

Niyetin yeri kalb olup, lisânın bunda hiç bir payı yoktur. Niyetin dil ile söylenmesi, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den hiçbir şekilde rivâyet olunmamıştır. Sahabe ve tabiinden ve de onlardan sonra gelen büyük îmâmlardan da rivayet olunmamıştır. Ancak muteahhirlerin bazıları bunu müstehab saymışlardır.

Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh bu konu hakkında sorulduğunda -özetle- şöyle cevâb vermiştir: “Abdest, gusül, teyemmüm, namaz, oruç, zekât, keffâretler (oruç ve yemin keffâretleri gibi) ile diğer ibâdetler için niyeti dille söylemeye gerek yoktur. İslâm âlimleri bu konuda ittifak etmişlerdir. Aksine âlimlerin ittifayla niyetin yeri kalbtir. Bir insan, kalbindeki niyetin aksine, hata edip diliyle yanlış niyet etse, kalbinden niyet ettiğine itibar edilir, diliyle söylediğine itibar edilmez. İslâm âlimlerinden hiç kimse bunun aksine bir şey zikretmemiştir… 

Yine ‘Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, ümmetinden hiç kimseye diliyle niyet etmesini emretmemiş, Müslümanlardan hiç kimseye de bunu öğretmemiştir. Şayet dille niyet etmek meşrû olsaydı, İslâm ümmeti her gün bununla mübtelâ olduğu halde, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ve Ashâbı bunu ihmal etmez, onu bu ümmete öğretirlerdi demişlerdir. En doğru olan görüş, budur. Hatta dille niyet etmek, akıl ve dîn yönünden kusur ve noksanlıktır. Dîn yönünden kusur ve noksan olmasına gelince; çünkü bu davranış, bidâttır. Akıl yönünden kusur ve noksan olmasına gelince, çünkü bu davranış, bir şey yemek isteyen kimsenin: Bir lokma almak için elimi bu yemek kabına koymaya, ardından o lokmayı ağzıma koyup çiğnemeye, sonra da karnımı doyurmak için onu yutmaya niyet ediyorum’ demesi gibidir. Böyle yapmak ise, ahmaklık ve cehâlettir. Çünkü niyet, amele tâbidir. Dolayısıyla kul, ne iş yapacağını bildiği zaman, mecburen ona niyet etmiş olur. Yapacağı şeyi bilmesine rağmen niyetin hâsıl olmayacağı düşünülemez. Nitekim İslâm âlimleri, dille niyet etmenin ve niyeti tekrarlamanın meşrû olmadığında ittifak etmişlerdir. Hatta: Kim bunu alışkanlık hâline getirirse, bid’âtlarla Allâh’a ibâdet etmesine ve sesini yükselterek insanlara eziyet etmesine engel olmak için bu kimsenin terbiye edilmesi gerekir’ demişlerdir. Allâh Teâlâ en iyi bilendir.” [el-Fetâvâ el-Kubrâ: 1/214-215.]

.

Niyetin Önemi:   

Hadîs-i şerîfteki “Ameller ancak niyetlere göredir” buyruğunda hazfedilmiş bir muzafın takdir edilmesi gereklidir. Bu takdir: Amellerin sahîh olması ancak niyetlere göredir şeklindedir. Çünkü niyet, amellerin sıhhat şartlarındandır. Nitekim İmâm İbn Receb rahîmehullâh şöyle demiştir: “Hadîsteki ‘Ameller ancak niyetlere göredir’ buyruğunu şöyle de takdir etmek mümkündür: Ameller niyetlere göre sahîh olur, fâsid olur, makbûl olur, reddedilir, sevâb verilir veya verilmez. Buna göre hadîs, bir amelin geçerli veya geçersiz oluşunun niyetin iyi ya da kötü oluşuna bağlı olduğuna dair amelin şerî hükmünü haber vermiş olmaktadır. [Câmiul-Ulûm ve’l-Hikem: 42.] 

İmâm Acurrî rahîmehullâh ise şöyle demiştir: “Bu hadîs dînin esâslarından bir esâstır. Müslümanların hiç birine Allâh Azze ve Celle’nin kendisine farz kıldığı farzlardan birini edâ etmesinde ve nâfile ibâdetlerle O’na yaklaşmasında, içinde riyâ, suma bulunmayan, hâlis sâdık bir niyet, kendisi ile ancak Allâh Azze ve Celle murâd edilen, içinde Allâh’dan başkasına şirk içermeyen bir hâlis niyeti terk etmesi câiz olmaz. Şüphesiz Allâh’u Teâlâ niyette ihlâs olmadıkça, sadece Onun rızâsı istenmedikçe hiçbir ameli kabul etmez. Bunda ulema ihtilaf etmemiştir.” [Âcurrî, el-Erbeûn: 78.]

.

Ameller Tüm Söz ve Fiilleri Kapsar:  

Hadîs-i şerîfteki “Ameller ancak niyetlere göredir” cümlesindeki “ameller” buyruğu azaların yaptığı bütün söz ve fiilleri kapsar. Nitekim İbn Abbâs radîyallâhu anh Allâh’u Teâlâ’nın: “Belki sâlih amel işlerim (Mu’minûn: 23/100) buyruğunu açıklarken bunu, “Lâ İlâhe İllallâh” sözünü söylemek olarak yorumlamıştır. [Kurtubî, el-Câmiu li Ahkâmi’l-Kur’ân: 12/150.]

İmâm Sindi rahîmehullâh ise hadîste kastedilenin şer’ân emredilen ibâdet türü ameller olduğunu söylemiştir. [Süneni Nesai Şerhi 1/124.]

Diğer taraftan bir şeyi terk etmek de ameller kapsamına girmektedir. Çünkü terk de irâde ile tercih edilen (ihtiyarî) bir ameldir. Hükmü ise niyetlere göre farklılık arz eder. Nitekim kullar, tâğûtlara ibâdet etmekten kaçınarak Allâh’a tevhîd üzere yöneldiklerinde ecir kazanırlar. Şer’î bir özür olmadan vâcib olan şeyleri terk ettiklerinde ise günâh alırlar. 

.

Herkese Ancak Niyet Ettiği Şey Vardır: 

Hadîs-i şerîfteki “Herkese ancak niyet ettiği şey vardır. Kimin hicreti Allâh’a ve Rasûlü’ne ise onun hicreti Allâh’a ve Rasûlü’nedir. Kimin de hicreti elde edeceği bir dünyalık yahut nikâhlayacağı bir kadın için ise, onun hicreti de hicret ettiği şeyedir”  buyruğu amelin şer’î yönden hükmünü bildirir. Yani amel eden kimsenin niyeti sâlih ise ameli de sâlih (geçerli), niyeti fâsit ise amelide fâsit (geçersiz) olur. İşte bu sebeble kişinin amelinden eline geçecek olan şey, niyetinden ibârettir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Hâlbuki onlar, dîni yalnızca Allâh’a halis kılan hanifler (Allâh’ı birleyenler) olarak ibâdet etmekten başkasıyla emrolunmadılar.” (Beyyine: 98/5)

İmâm İbn Receb rahîmehullâh, “Herkese ancak niyet ettiği şey vardır”  buyruğu hakkında şöyle demiştir: Kişinin ancak amelinden niyet ettiği hâsıl olur. Eğer hayra niyet etmişse onun için hayır hâsıl olur, eğer şerre niyet ettiyse onun için şer hâsıl olur. Bu ilk cümlenin tekrarından ibaret değildir. Birinci cümle bir amelin sahîh veya fâsid oluşunu, o ameli gerektiren niyetle bağlı olduğuna işarettir. İkinci cümleyse amel işleyen kişinin sevâb almasının ameli sâlih niyetle yapmasına bağlı olduğuna ve cezalandırılmasının sebebinin de ameli kötü niyetle yapması olduğuna delalet eder. Kişinin niyeti bazen mübâh olur, amelide mübâh olur. Bu ameli karşılığında ne bir sevâb kazanır ne de bir cezâ alır. Demek ki bir amel, o ameli yapmaya sevkeden bir niyet, amelin ortaya çıkmasına sebeb olan etkene göre sahih veya fasid veya mübâh olabilir. Ameli işleyen kişinin sevâb veya cezâ kazanması ve cezadan kurtulması da amel ile birlikte bulunan geçerli, geçersiz veya mübâh olan niyete göre olur.” [Câmiul-Ulûm ve’l-Hikem: 42.]

Ayrıca bu hadîsi şerîf, hayırlı işlere niyet edip de bir özür sebebiyle gerçekleştiremeyen kimselerin, niyet ettikleri şeyin ecrini alacaklarına delalet etmektedir. Bunu daha başka birçok hadîs ifâde etmektedir. Onlardan biri şu hadîs-i şerîftir:      

“Ebû Kebşe el-Enmârî radîyallâhu anh’dan rivâyet edildiğine göre, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem, şöyle buyurdular: ‘Allâh bir kimseye mal ve ilim vermiş, o da ilmiyle amel edip malında hakkı üzere malını infâk eder. Bir başka adama da Allâh ilim verdiği halde mal vermemiştir, bu da: ‘Eğer benim de şu adamın malı gibi malım olsaydı, onun yaptığı amelin benzerini yapardım’ der. İşte ecir bakımından bu ikisi birdir’.” [(SAHÎH HADÎS:) İbn Mâce (4228); Ahmed (18024)…]

.

Mübâh Olan Şeyler Sâlih Niyetle İbâdete Dönüşür: 

Hadîs-i şerîfteki “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkese ancak niyet ettiği şey vardır” buyruğu, kişinin mübâh olan şeylere sâlih niyet ile yaklaşıp bu hal üzere onları işlediğinde ecir alçak olduğuna delîldir. Çünkü ibâdetler ancak mübâh olan sâlih amellerin işlenmesiyle elde edilirler yahut kolaylaşırlar. Öyleyse ibâdetlerin destekleyicisi ve hazırlayıcısı olan amellere karşılık olarak ecir almak söz konusudur. Nitekim İmâm İbn Semanî rahîmehullâh, şöyle demiştir: “İbâdetlerin dışındaki amellerde de şayet sâlih niyet varsa sâhibine sevâb vardır. Misâl olarak kişi itaat kuvvetini artırmak için yemek yerse ecir alır.” [Süneni Nesaî Şerhi 1/124.]

.

Hadîsten çıkarılan hükümler: 

1. Amellerin sahîh olması niyetlerin sâlih olmasıyla mümkündür.

2. Amellerin sevâbı ancak sahîh ve sâlih bir niyet ile mümkündür.

3. Niyet, kalbin amelidir. Bu sebeble dilin bunda bir yükümlülüğü yoktur.

4. Hayırlı bir işe niyet edip de bir özür sebebiyle gerçekleştiremeye kimse için niyet ettiği işi gerçekleştirmiş gibi ecir vardır.  

5. Mübâh olan amellerden sahîh ve sâlih niyetlerle sevâb kazanılır. 

 

.HÂTİME:   

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashabının üzerine olsun.

 

Abdullâh Saîd el-Müderris.

1436 h. / 2015 m.

 

 İktibas Yapacakların Dikkatine!