«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. Allah'ın Sıfatlarını Kullarda Görmek

Allah'ın Sıfatlarını Kullarda Görmek

006ALLAH’IN SIFATLARINI KULLARDA GÖRMEK 

Esedullâh Saîd el-Muallim

 

‘Kullara neden yetmez sadece Rablerine yönelmek?
Ve neden yetmez birilerine sadece kul olmak?’

‘En güzel isimlerin sahibinin yüce ismiyle…’ 

Bizler çok iyi biliyoruz ki; Allah Subhanehu ve Teâlâ’yla birlikte her hangi bir varlığa yönelmek, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın sıfatlarını her hangi bir yaratılmışta görmek Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya şirk/eş koşmaktır.

Bu gün dünyada belirli yerlerde ve hususen Anadolu’da uzun zamanlardır izlerini halk üzerinde gösteren bazı kesimler, insanları belirli İslami yaşantıları verirlerken hem akidesel, hem de ameli birçok bozukluğu da beraberinde vermektedirler.

İnsanımız bir yandan laik despotizmin çizmeleriyle uzun yıllardır ezilmişken, diğer bir yandan da şeyhler dünyasının kalın surlarla örtülü zindanlarına hapsedilmiştir.

Günümüzde Kur’an ve sünneti dillerine dolayan nice insan, Kur’an ve sünneti birtakım kişilerin önüne geçirememektedirler. Bu insanlar; şeylerinin, üstadlarının, ağabeylerinin düşüncesiyle düşünmekte ve de yaşamaktadırlar. Kendi ulaştıkları doğruları bile tarikatlarına, cemaatlerine ve de bu insanlara feda edebilmektedirler. Doğrular bir yerden kendilerine ulaştığında bu doğrular şeyhlerinin, üstadlarının, ağabeylerinin, hocalarının görüşüyle çeliştiğinde hemen bizim bilemeyeceğimiz şeyler devreye girerek bu insanlar insanüstü vasıflarla donatılıp, onlar yerinden(!) ve derinden(!) bilirler!!! Böyle olunca da doğruları aramaya gerek yoktur! Çünkü bizim doğrularımızın onların doğrularıyla örtüşmediğinde bir değeri yoktur.

Tüm doğrular -hâşâ- yalnızca onlara aittir! Onların yaptığı yanlışlarda bile bir hikmet vardır ama biz bunu anlayabilecek mertebede değilizdir! Onlar yüce seçilmiş insanlardır, biz onlara eremeyiz! Daha neler ve neler… Bunca insanın aklını köleleştiren inancı nasıl olmuşta bulmuşlar ve daha da garibi nasıl olmuşta insanlara bunları kabul ettirebilmişlerdir?

Mekke’de taşlara tapan insanlara insan nasıl hayret ediyorsa, bu insanların durumu da bunlardan farklı değildir? Günümüz dünyasında bakar gör olmayan herkesin görebileceği birçok taştan olmayan ‘canlı putlar’ mevcuttur.

Bu canlı putların eliyle birçok insan -dün olduğu gibi bu günde- yanlış bir yaşantıya saplanıp kalmışlardır. Doğru dini öğrenmeyenler birilerinin elinde yanlış dini öğrenmektedirler ki, bu sahte dinin İslamla alakası yoktur.
Yanlış din algısının sonucu olarak, Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın aydınlık ayetlerini bırakarak, tağutlarının karanlık sözlerinin peşine takılan insanları görmek mümkündür. Onlara; ‘senin batıllığını Kur’an’la çürütsem kabul eder misin?’ denildiğinde bile, onlar: ‘Kur’an’la ispatlarsan elbette kabul ederim’ diyemeyecek bir şaşkınlık içerisine girmişlerdir.

Maalesef ki bu durum,  aracılara iman edenlerin Kur’an’a bakışlarındaki sıralamayı da bize göstermektedir.

Belki de bu sıralamada Kur’an’ın yerine birinci sıraya geçirilen insanların normal insanlar değil, bir ‘Allah dostu’ olduklarına ve onların birçok kerametlerinin olduğuna inanılmakta ve dolayısıyla onlardan ne gelirse kabul edilmektedir.

Bu veli olarak kabul edilen insanların;

gaybı ve kalplerden geçenleri bildiklerine,

zuhurat ve ilhamlar ile Allah’tan gaybi mesajlar aldıklarına,

dua edildiği zaman onları duyup, yardım ettiklerine,

Allah ile kullar arasında aracı olduklarına,

dünyanın işleriyle ilgili çeşitli görevleri olduklarına

ve bunlar gibi daha birçok şeye inanılmaktadırlar.

Oysa onların da inandıklarını iddia ettikleri Kur’an’ı Kerim’de gaybı sadece Allah’ın bildiği birçok yerde ifade edilmektedir.

“Gaybın anahtarları Allah’ın yanındadır; onları O’ndan başkası bilmez.” (En’âm:6/59)

“De ki: Gayb ancak Allah’ındır.” (Yûnus: 10/20)

“Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah’a aittir.” (Hûd: 11/123)

“Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir.” (Nahl: 16/ 77)

“Göklerin ve yerin gaybı (gizli bilgisi) O’na (Allah’a) aittir.” (18/Kehf, 26)

“De ki: Göklerde ve yerde, Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” (Neml: 27/65)

“Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir.” (Fâtır: 35/38)

“Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir.” (Hucurât: 49/18)

Evet, mutlak olarak gaybın bilgisi Allah Subhanehu ve Teâlâ’nındır. Ancak O dilediği şeylerden bazılarını sınırlı bir şekilde sadece seçtiği kulları olan peygamberlerine bildirmiştir. Onun haricinde hiç kimseye bildirmemiştir.

“Allah size gaybı da bildirecek değildir. Fakat Allah, elçilerinden dilediğini ayırt eder.” (Âli İmran: 3/179)

“O bütün görülmeyenleri bilir. Sırlarına kimseyi muttali kılmaz. Ancak, (bildirmeyi) dilediği peygamber bunun dışındadır.” (Cin: 72/ 26-27)

Peygamberler Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından elçilik göreviyle görevlendirilen bizim gibi insanlardır. Bizler için nasıl ki gaybı bilmemiz söz konusu değilse, onlar içinde bu geçerlidir. Ancak Allah Subhanehu ve Teâlâ, peygamberlerine gaybtan bazı bilgileri verdiği olmuştur. Rabbimiz Peygamberimizi de, bir takım gaybî bilgilerden haberdar etmiştir. Ancak bunlar Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın onlara bildirdiği sınırlı bilgilerdir. Ayeti kerimede Peygamberimiz sallallahu aleyhi vessellem’e hitaben şöyle demesi bildirilmiştir.

“De ki: Allah’ın dilemesi dışında, kendim için yarardan ve zarardan (hiçbir şeye) malik değilim. Eğer gaybı bilebilseydim muhakkak hayırdan yaptıklarımı arttırırdım ve bana bir kötülük dokunmazdı. Ben, iman eden bir topluluk için bir uyarıcı ve bir müjde vericiden başkası değilim.” (Araf: 7/188)

Görüldüğü üzere ‘Eğer gaybı bilebilseydim’ cümlesinden de anlaşılacağı üzere peygamberimiz sallallahu aleyhi vessellem gaybı bilememektedir. Ona bildirilmeyen nasıl olur ki bir başkasına bildirilmiş olabilir? Bu gün ki insanlar şeyhlerinin, önderlerinin, ağabeylerinin, üstatlarının gaybı bildiklerini sanmaktadırlar. Bu Kur’an ayetlerine tamamen ters bir inanıştır. Onlar için ‘yerinden söyler, derinden söyler!’ diyerek onların sözlerinin Allah Subhanehu ve Teâlâ tarafından kendilerine bildirilen sözler olduklarını iddia ederler.
“İşte bu, en uzak bir sapıklıktır.” (Hac: 22/12)

Maalesef ki bu yanlış inanç sahiplerinin çeşitli İslam dışı inançları bir arada bulundurduklarına şahit olmak mümkündür. İşte onlardan bir tanesi de Allah’tan değil de şeyhlerden veya evliya sandıkları insanları aracı koşarak istemektir. Allah’u ekber!

Bizlere Fatiha Suresinde: “Ancak senden isteriz” (Fatiha:1/4) diye söylettiren Âlemlerin Rabbi yerine mahlûkundan istemek ne büyük bir sapkınlıktır. Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya aracılarla iman eden dünün Mekke müşrikleri nasılsa bu tür eylemleri olanlarda Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya aracılarla iman etme gayretinedirler. Onların niyetlerinin iyi olması elbette ki şirki maruz görmez. Çünkü bilindiği üzere Mekke müşriklerinin de niyetleri kötü değildi. Onlarda sadece Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yaklaşmak için putlarını aracı koşuyor ve onlara ibadet ediyorlardı. Onlarda kendilerini duyamayan onlara fayda ve zarar veremeyecek olanlara yönelmişlerdi.

“Allah’tan başka, kendisine ne zararı dokunan, ne yararı olan şeylere yakarır. İşte bu, en uzak bir sapıklıktır.” (Hac: 22/12)

Oysa o aracıların onlardan haberi yoktu, tıpkı şimdiki aracı koşulanların haberlerinin olmadığı gibi.

“Allah’ı bırakıp da kıyamet gününe kadar kendisine cevap veremeyecek şeylere tapandan daha sapık kim olabilir? (Oysa) onlar, bunların tapmalarından habersizdirler.” (Casiye: 45/5)

Dillerine Nebimiz aleyhisselâm’ın: “Dua ibadetin kendisidir” (Tirmizî, Ebû Dâvud) hadisini dolayan, duayı bir ibadet olarak görenler, ibadetlerin yalnız Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya yapılmasını göz ardı etme yolunda kendilerini duymayan, görmeyen ve yardım etme gücü olmayanlara: ‘ya falanca bana yardım et. Beni kurtar! Bana şunu ver!’ gibi şeylere söylemekte bir beis görmemektedirler.

Maalesef ki günümüzde türbeler, put haneler gibi olmuş ve insanlar oralarda -sandukanın etrafında dönme, mumlar yakma, sandukalara doğru namaz kılma, kabirlerine taşlar yapıştırma, eller açma ve kurbanlar kesme, adak adama, dua etme, yüz sürüp medet bekleme- gibi birtakım ayinlerle birlikte türbeleri kutsayarak, oralarda yatan kişilere ibadet etmektedirler.

Hâlbuki kabir ehline -veya canlı birisine- derdi olduğunda veya olmadığında, uçaktayken, otobüsteyken, vapurda ve trendeyken ‘medet ya sultanul evliya!’ ‘yetiş ya gavs!’ diyerek yönelerek, onlardan isteyen kişiler, onların kendilerini duyduklarına, içinden geçen yalvarışlarını bildiklerine, kendilerinin karşısındaymış gibi onları gördüklerine ve bu kadar şeyi yapabiliyorlarsa kendilerine de yardım edeceklerine inanıyor olmalıdırlar.

Oysa bizim inandığımız Allah Subhanehu ve Teâlâ bu özellikleri yaratıklarına vermemiştir. Yaratılanların duyması, bilmesi, görmesi ve gücü mukayyed yani sınırlıdır. Mutlak olarak yani sınırlandırılamayan her şeyi duyma, gaybı bilme, her şeyi görme, her şeye gücü yetme gibi sıfatlar Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya ait olduğundan, kullar O’na ait olanı başkalarında da görürlerse bu durumda O’na şirk koşulmuş olur. Böyle bir fiilden Rabbimize sığınırız.

[Bizler -elhamdülillah- bu tür düşüncelerden ve fiillerden uzak duranlar olarak, insanların bu hale düşmemesi ve düşünlerin kurtulması için elimizden geleni yapmaya çalışmalıyız. Her ne kadar bu insanların bizim söylediklerimize ve bize olan düşmanlıkları aşikârsa da bizler hakkın ikamesi için sabırla hareket etmek ve onların hidayetleri için kavli ve fiili duada bulunmalıyız.]

Rabbimiz seni tüm noksanlıklardan tenzih ederiz. Ancak Sana yönelir ve ancak Senden isteriz. Bizleri ve iman ehli kardeşlerimizi bağışla. Allahumme âmin.

 

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *