«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Allâh’ın Razı Olduğu Üç Şey

Allâh’ın Razı Olduğu Üç Şey

ALLÂH’IN RAZI OLDUĞU ÜÇ ŞEY 

Ebû Abdulmelik

 

‘Rahman ve Rahim olan Allâh’ın adı ile…’

Rabb olarak Allâh’tan razı olmuş muvahhid mü’minlerin yegâne Rabbleri olan Allâh’ı razı etmek için O’nun emrettiği gibi iman edip gereğince salih amel işlemeleri gerekir. 

Gerek ferdi, gerek ailevi ve gerekse de toplumsal hayatın düzenlenmesi, Allâh’ın hükümlerine ve önderimiz Rasûlullâh (s.a.v)’ın sünnetine göre gerçekleşmelidir ki, Allâh’ın razı olduğu bir hayat yaşanılabilsin.

Bunun başarılabilmesi içinde öncelikle Allâh’u Teâlâ, tevhid edilmeli ve şirkin tüm türevlerinden kaçınılmalıdır. Allâh’a şirk koşmaya çağıran tağutlardan beri olunmalıdır.

Tağutun kabulü kalplerden, düşüncelerden hayatın her alanından sökülüp atılmadıkça tevhid gerçekleşmez ve iman sıhhat bulamaz. Allâh’u Teâlâ’nın rızası kendisinden başka hüküm koyucu ilah ve rabb tanımamak, yalnızca O’nun hükümlerine rıza gösterip, ona göre amel işlemek ile oluşur.

Allâh’ın veli kulları olan muvahhid mü’minler Allâh’ın rızasına uyar ve O’ndan razı olurlar. Onlar: “Allâh bize yeter, O ne güzel vekildir” (Al-i imran: 173-174) deyip, katıksız iman ederek O’na sığınanlardır.

Rabbimizde kendisini tevhid ederek sığınanları kurtuluş yollarına ulaştırıp onları dosdoğru olan yoluna iletir. Nitekim O, şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ın rızasına uyanları bununla (Kur’an’ la) kurtuluş yollarına ulaştırır ve onları, dosdoğru yola yöneltip iletir.” (Maide: 16)
Ve Rabbimizde bu iman edenlerden razı olarak onları içinde ebedi kalacakları mekâna varis kılar. “İman edip salih amellerde bulunanlar ise işte onlarda yaratılmışların en hayırlılarıdır. Rablerinin katında onların ödülleri, içinde ebedi kalıcılar olmak üzere altından ırmaklar akan Adn cennetleridir. Allâh, onlardan razı olmuştur, kendileri de O’ndan razı kalmışlardır. İşte bu, Rabbinin içi titreyerek korku duyan kimse içindir.” (Beyyine: 7-8)

Dünya hayatında, âlemlerin rabbi Allâh’u Teâlâ’nın rızasını kazanmanın dosdoğru yolunu apaçık bir şekilde gösteren yegâne önderimiz Rasulullah (s.a.v)’in beyan buyurduğu gibi inanıp hareket edenler, Allâh’ın razı olduğu kulların safına girmiş olurlar. Nitekim Ebu Hureyre (r.a)’ın rivayetiyle, Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Hiç şüphe yok ki Allâh, sizin için üç şeye razı olur, üç şeyi de size kerih görür. Kendisine ibadet etmenize, O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanıza, toptan Allâh’ın ipine sarılıp ayrılığa düşmemenize razı olur.” (Müslim)

Aynı hadisi İmam Malik (r.h.a) “Muvatta” adlı meşhur eserinde de rivayet eder. Ebu Hureyre (r.a)’dan Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Allâh sizden üç hususta razı olur ve üç hususta da size gazab eder. Sizin kendisine ibadet edip O’na hiçbir şeyi ortak koşmamanıza, toptan Allâh’ın ipine yapışmanıza ve Allâh’ın başınıza geçirdiği kişilere (Ulu’l emre) itaat etmenize razı olur.”

Yine hayat kaynağımız Kur’an-ı Kerim’de Allâh’u Teâlâ, şöyle buyurmaktadır: “Deki: ‘Ben yalnızca sizin gibi bir beşerim. Ancak bana, sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahy ediliyor. Onun için kim, Rabbine kavuşmayı arzu ederse, salih bir amel işlesin, Rabbine ibadette hiçbir şirk koşmasın!’” (Kehf: 110)

Bu ayet-i celileye baktığımıza Allâh’u Teâlâ’nın razı olacağı üç şeyi görebiliyoruz. O’nu rab olarak kabul edip, ilahlığa O’nun layık olduğunu ve ibadetlerimizi yalnız O’na has kılmamızı bizlerden istiyor.

Beşeriyete ve kendine fayda ve zarar veremeyen nesneleri ilahlaştırmak Allâh’u Teâlâ’ya yapılacak en büyük iftira ve haksızlıktır.

Yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.v)’in geliş gayesi de Rabbimiz Allâh’ın razı olduğu üç şeyin: ‘Tevhid’, ‘ibadet’ ve ‘teslimiyet’ olduğu apaçık anlaşılmaktadır.

Tehvid, Allâh’a hiçbir şeyi ortak koşmamak olduğu gibi sıfatlarına da hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.

Tevhid, âlemlerin rabbi Allâh’ın zatına ve sıfatlarına hiçbir şeyi ortak koşmadan katıksız iman etmektir.

Allâh yegâne Hâlık, yani yaratıcı olduğu gibi, yegâne Hâkim’dir de. İnsan kullarını yaratan Allâh’tır ve O’ndan başka yaratan yoktur. İnsan kullarını yaratan Allâh’u Teâlâ, onlar için hükümler koymuş emir ve nehiyler buyurmuştur.

Hayatı yaratan Allâh, hayatın nasıl tanzim edileceğinin de ilkelerini emir buyurmuştur. Allâh’u Teâlâ, şöyle buyuruyor: “Gerçekten sizin rabbiniz, altı günde gökleri ve yeri yaratan, sonra arşa istiva eden Allâh’tır. Gündüzü duraksamaksızın kendini kovalayan geceyle örten, Güneş’e Ay’a ve yıldızlara kendi buyruğuyla baş eğdirendir. Haberiniz olsun yaratmak da emretmek de O’nundur. Âlemlerin rabbi olan Allâh ne yücedir!” (Araf: 54)

Bu ayeti celile de Allâh’u Teâlâ, yaratma ve emretmeyi bir zikretmiştir. Bu da göstermektedir ki ‘Ancak yaratan emreder.

Dünyayı yaratan, gece ve gündüzü yaratan, tüm insanlığı yaratan kim ise ancak O, yönetir ve emreder. İnsan kullarının neleri yapıp neleri yapamayacaklarını karar veren yegâne zat; Allâh’u Teâlâ’dır. Helal ve haram, serbest ve yasak belirleyen onlara sınırlar koyan, bu yetki sadece kendine ait olan Rabbimiz Allâh’dır…

İnsanlar, ferdi, ailevi ve sosyal hayatlarını Rabbleri Allâh’ın hükümlerine göre düzenlemek zorundadırlar. Bu bağlamda önlerine çıkan, Allâh’tan başka hüküm koyucuları, helal ve haram belirleyicileri,  yap veya yapma serbest veya yasak diyen sahte ilahları, onların azgın hükümlerini asla dinlemezler. Ve de onların teori ve pratiğiyle bütün düzenlerini reddeder.

Yalnızca Allâh’ın hükümlerini kabul edip önderi Rasûlullâh (s.a.v)’ın gösterdiği şekilde bu hükümleri hayatın her alanında uygularlar. İşte tevhid budur. Katıksız iman gereği böyle inanıp amel etmeyi gerektirir, aksi davranışlar tevhide zarar verdiği gibi amallerinde boşa çıkmasına sebep olur. Zira Rabbimizin ayet-i kerimesinde şöyle buyurmaktadır: “Hüküm yalnızca Allâh’ındır. O kendisinden başkasına kulluk etmemenizi emretmiştir. Dosdoğru olan din işte budur. Velakin insanların çoğunluğu bunu bilmez.” (Yusuf: 40)

Allâh’u Teâlâ, bu ayet-i kerimede bizlere hükmün ancak kendisine ait olacağını bildiriyor ve zatı dışındakilere itaatin başkalarına kulluk olduğunu gösteriliyor. ‘Din, emir ve nehiydir.’ Kim Allâh’tan başkalarının emri altına giriyorsa onun dinine girmiş olur. Allâh’u Teâlâ, ayet-i celile de ‘dosdoğru olan din işte budur’ diye buyuruyor. Diğer bir ayetinde ise: “Âlemlerin Rabbi Allâh, göklerde de ilahtır, yerde de…” (Zuhruf: 83) buyurmaktadır.

Allâh’u Teâlâ’yı göklerde ilah olarak kabul edip, hüküm sahibi olduğuna inananlar, yeryüzünde Allâh’tan başkalarının hükümlerine inanır, kabul eder, razı olur, onlara karşı çıkıp reddetmez ve hayatı onların hükümlerine göre tanzim ederler ise, apaçık şirk işlemiş olurlar.

Yeryüzünde, Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyen tağutların hükümlerini kabul etmek ve hayatı onların sistemlerine göre düzenlemek, onları yeryüzünün ilahları olarak görüp benimsemekten başka bir şey değildir.

Bu batıl zihniyet ve küfri inanışta olanlar, Allâh’ı göklerin ilahı(!), tağutları yerin ilahı(!) olarak benimsemekte, böylece yerlerin ve göklerin yegâne ilahı olan Allâh’a şirk koşmaktadırlar.

Allâh’ın mülkünde egemenliğini tağutlara verip, Allâh’ın indirdiği hükümlerle hükmetmeyip, şirk ve küfür hükümleriyle hükmedenleri yetkili kılıp, vekil yapanlar, egemenliği onlarda görerek hâkimiyette onları Allâh’a ortak kabul etmişler ve de etmektedirler.

Tağutların egemen olduğu ülkelerde Allâh’ın hükümleri yasaklanmış, geçersiz kılınmış hatta teklif edilmesi bile suç sayılmıştır. Hüküm ve hikmet sahibi olan Allâh şöyle buyurmuştur: “Onlar hala cahiliye hükmünü mü arıyorlar. Kesin bilgiye inanan bir topluluk için hükmü, Allâh’tan güzel olan kimdir?” (Maide: 50)

Rabbimizin buyurduğu gibi; Allâh kullarına kâfiyken, yaratan ve emreden, en güzel hüküm koyucu O iken, insanlar nasıl olup da kendileri gibi aciz olanların, azgınca hükümlerini istemişler ve de istemektedirler?

Oysa tevhid inancı, insanları yaratma konusunda Allâh’a ortak koşmayı reddettiği gibi insanlara egemen olmak, onlara emir ve nehyetmek konusunda da Allâh’a ortak koşmayı reddetmeyi gerektirir.

İnsanların Halık’ı (yaratıcısı) Allâh’dır ve O’ndan başka Halık yoktur. İnsanların rabbi, meliki ve ilahı da yalnız ve yalnız Allâh’dır. O’ndan başka kanun koyucu rab, melik ve ilah da yoktur.

Rabbimiz Allâh, yarattığı insan kullarına kendi hükümleriyle hükmetmesini emretmekte ve kendi hükümleriyle hükmetmeyenlerin kâfirler, zalimler ve fasıklar olduğunu beyan buyurmaktadır… (Maide 44-45-47)

Allâh ve Rasulü (s.a.v)’nün hükmüne rıza göstermeyenler, Allâh ve Rasulü’nün hükmüne teslim olmayanlar iman etmemişlerdir. Rabbimiz Allâh şöyle buyurmuştur: “De ki: Allâh ve Rasulüne itaat edin eğer yüz çevirirlerse Allâh, kâfirleri sevmez.” (Al-i İmran: 32)

“Hayır, öyle değil. Rabbine andolsun, aralarında çekiştikleri şeylerde seni hakem kılıp sonra senin verdiğin hükme, içlerinde hiçbir sıkıntı olmaksızın tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça, iman etmiş olmazlar.” (Nisa: 65)

Abdullah b. Amr b. el-As (r.a)’dan Rasûlullâh (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Sizden herhangi birinin hevası (gönlü) benim getirdiğime tabi olmadıkça iman etmiş olamaz.” (İbn Ebi Asım; İbn Batta)

Rahman ve Rahim olan, âlemlerin rabbi Allâh’ın affetmediği en korkunç suç; tevbe edilmeden ölünürse affedilmeyecek en büyük günah şirk koşmaktır. Bir muvahhid mü’minin şirk koşmadıkça işlediği günahlardan dilediğini affedeceğini buyuran Rabbimiz Allâh, şirk koşarak en büyük günahı işleyenleri affetmeyeceğini şu ayetiyle bildirir: “Doğrusu Allâh, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışındakileri, dilediğini bağışlar. Kim Allâh’a ortak koşarsa kesinlikle büyük bir günah işlemiş olur.” (Nisa: 48)

Muvahhid mü’minler yegâne Rabbleri Allâh’a karşı yapılan bu korkunç iftirayı ve tüm iftiraları reddeder. İftira sahipleri müşriklerle ilişkilerini keserler.
Tevhid ehli olan Mü’min Müslümanlar, yaratılış gayelerinin âlemlerin Rabbi Allâh’a şirksiz ibadet etmek olduğunun şuurunda ve idrakinde olarak dostluk ve düşmanlıklarını yine Allâh’ın rızasına göre tanzim ederler.

Tevhid konusunda sağlam, iman konusunda kâmil, amel konusunda salih olan muvahhid mü ’minler, diğer mü’min kardeşlerini Allâh’ın kendilerine kardeşler yaptığına iman etmişlerdir. Nitekim Rabbimiz Allâh şöyle buyurmuştur: “Ey iman edenler. Ancak Mü’minler kardeştir.” (Hucurat: 10) Allâh’u Teâlâ’nın bu ayetine katıksız iman edenler, kardeşliğin kan bağıyla değil, iman bağıyla gerçekleştiğinden herhangi bir şüpheleri yoktur.

Allâh’a itaat edene itaat edilir. Allâh’a isyan eden kimseye ne olursa olsun itaat edilmez. İşgal edilmiş İslam topraklarında egemen olan zalim tağutlar Allâh’ın indirdiği hükümleri yasaklamış ilahlaştırdıkları hevalarından kaynaklanan ve her halleri Allâh’a isyan hükümlerle insanları yönetiyorlar…  Her halleri Allâh’a isyan olan tağutlara ve tağuti düzenlere asla itaat edilmemelidir.

Eğer onlara (müşriklere) itaat ederseniz şüphesiz sizde müşriklerden olursunuz.” (En’ am: 122)

Emirul Mü’minin Ali (r.a)’dan rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Allâh’a isyan hakkında kula itaat yoktur. İtaat ancak İslam’a uygun olanadır.” (Buhari)

Ebu said el-Hudri (r.a)’dan Rasulullah (s.a.v) şöyle buyuruyor: “Onlardan (yani başındaki yöneticiler) kim size Allâh’a isyan etmeyi emrederse sakın o kimseye itaat etmeyiniz!” (İbni Mace)

Sonuç olarak yegâne önderimiz ve hayat örneğimiz Rasulullah (s.a.v) ’ın beyanlarına dikkat edecek olursak rabbimiz Allâh’ın razı olduğu üç şey’in; ‘tevhid’, ‘ibadet’ ve ‘teslimiyet’ olduğunu apaçık anlaşılmaktadır.

Doğrular Allâh’u Teâlâ’dan, yanlışlar nefsimdendir.

Hamd âlemlerin rabbi olan Allâh’a mahsustur. Salat ve selam O’nun Rasulü’nün, evladının, ezvacının, ashabının ve etbaının üzerine olsun. 

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *