«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Allâh’ın Kulları Üzerindeki Hüccetleri Nedir?

Allâh’ın Kulları Üzerindeki Hüccetleri Nedir?

Hamd, Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed aleyhisselâm O’nun kulu ve Rasûlü’dür.

Bundan sonra:

1. Hüccet: “Şüphelerini gidererek mazeretleri ortadan kaldıran delîl” demektir. 

2. Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın kulları üzerindeki hücceti; misâk, fıtrat, akıl ve risâlet olmak üzere dört tanedir. Bu hüccetlerden sonra şirk ve küfür ehlinin Allâh’a karşı hiçbir bahanesi yoktur. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “De ki en üstün hüccet Allâh’ındır.” [el-Enâm: 6/149]

3. Misâk, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın rabliğinin kabulüne dâir kulların ruhlarından alınan ikrâr ve şirk koşmamak üzere verilen sözdür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hani Rabbin, âdemoğullarının sırtlarından zürriyetlerini almış ve onları kendi nefislerine karşı şâhitler kılmıştı: ‘Ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ (demişti de) onlar: ‘Evet (Rabbimizsin), şâhit olduk’ demişlerdi. (Bu,) Kıyâmet günü: ‘Biz bundan habersizdik’ dememeniz içindir.  Ya da:  ‘Bizden önce ancak atalarımız şirk koşmuştu, biz ise onlardan sonra gelme bir kuşağız; işleri bâtıl olanların yaptıklarından dolayı bizi helak mi edeceksin?’ dememeniz için. İşte biz âyetleri böyle birer birer açıklarız, umulur ki dönerler.” [el-Araf: 7/172–174]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Allâh Tebâreke ve Teâlâ, cehennemlik arasında azâbı en hafif olana: ‘Dünyâ ve içindekiler senin olsaydı onu fidye olarak verir miydin’ buyuracak. Kâfir: ‘Evet’ diyecek. Allâh’u Teâlâ: ‘Sen Âdemin sülbündeyken ben senden bundan daha kolayını şirk koşmamanı ve seni cehenneme koymamamı istedim. Ama sen şirk koşmaktan başkasını kabul etmedin’ buyuracak.” [Buhârî (3334); Müslim (2805)…]

4. Fıtrat, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın mahlûkatı kendisini bilip tanıyacak, idrak edecek bir hal ve kabiliyet üzere yaratmasıdır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Öyleyse sen yüzünü Allâh’ı birleyen/bir hanif olarak dîne, Allâh’ın o fıtratına çevir ki, insânları bunun üzerine yaratmıştır. Allâh’ın yaratışı için hiç bir değiştirme yoktur. İşte dimdik ayakta duran dîn budur. Ancak insânların çoğu bilmezler.” [er-Rum: 30/30]

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: “Her doğan mutlaka fıtrat üzerine doğar. Sonra anne ve babası onu Yahûdî, Hıristiyan veya Mecusi yapar.” [Buhârî (6599); Müslim (2658)…]

5. Akıl, bilgiyi kabule hazır olan güçtür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh’ın izni olmaksızın, hiç kimse için îmân etme (imkânı) yoktur. O, akıl erdiremeyenlerin üzerine iğrenç bir pislik kılar.” [Yunus: 10/100]

“Öfkeden neredeyse parçalanacak! Oraya bir grup her ne zaman atılsa onun bekçileri onlara: Size bir uyarıcı gelmedi mi?’ diye sorarlar. Derler ki: Evet, gerçekten bize bir uyarıcı geldi. Fakat biz yalanladık ve dedik ki: Allah hiçbir şey indirmedi, siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz. Ve derler ki: Eğer dinlemiş olsaydık ya da akıl etmiş olsaydık, şu çılgınca yanan ateşin halkı arasında olmayacaktık.” [el-Mülk: 67/8–10]

6. Risâlet, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’nın vahyini insânlara ulaştırmaları için peygamberlerini görevlendirerek göndermesidir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “İnsânların Allâh’a karşı bir delîli olmaması için cennetle müjdeleyici cehennemle korkutucu rasûller gönderdik.” [en-Nisâ: 35/165]

7. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, her ümmete bir peygamber yahut peygamberin davetini yayan bir kimse göndermiş ve hüccetini ikâme etmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Andolsun, biz her ümmete: ‘Allâh’a kulluk edin ve tâğûttan kaçının’ diye bir rasûl gönderdik.”  [en-Nahl: 16/36]

“Hiçbir ümmet yoktur ki, aralarında bir uyarıcı gelip geçmiş olmasın.” [Fâtır: 35/24]

8. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, cennetle müjdeleyici ve cehennem ile de korkutucu rasûl göndermeden hiçbir kavme azâb etmemiştir. Azâb ancak risâlet hücceti kendilerine geldiği halde ondan yüz çevirenler içindir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Biz, rasûl göndermedikçe azâb edici değiliz.” [el-İsrâ: 17/15]

9. Şirk işleyen kimseye “müşrik”, küfür işleyenin de “kâfir” hükmü verilmesi, risâlet hüccetinden önce de sâbit olan bir hükümdür. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kitâb ehlinden ve müşriklerden inkâr edenler, kendilerine apaçık bir delîl gelinceye kadar, (küfürden) kopup ayrılacak değillerdi.” [el-Beyyine: 98/1]

“Eğer müşriklerden biri, senden emân isterse, ona emân ver. Öyle ki Allâh’ın kelâmını dinlemiş olsun.” [et-Tevbe: 9/6]

10. Muhammed aleyhisselâm’ın Kur’ân ile birlikte gönderilmesiyle risâlet hücceti artık kıyâmete kadar tüm insânlık için gerçekleşmiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Biz seni ancak bütün insanlara bir müjde verici ve uyarıcı olarak gönderdik. Ancak insanların çoğu bilmiyorlar.” [Sebe: 34/28]

11. Bu ümmet içindeki şirk koşanları ehli kitâba benzetmek büyük bir sapıklıktır. Zîrâ ehl-i kitâbın, ehli kitâb olmaları dînlerinin nesh ve kitâblarının da tahrif olmasıdır. Bizim dînimiz İslâm ise kıyâmete kadar tek dîn olarak göndermiştir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, Kur’ân’ı indirmiş ve onu korumayı da kendi üstüne almıştır. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Hiç şüphe yok ki o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik, onu koruyacak olan da biziz.” [el-Hicr: 15/9]

12. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, hüccetlerini ikâme etmiştir. Bu sebeble şirk ve küfür üzere ölenleri asla bağışlamaz. Bunun dışındaki günahları ise dilediği kimseler için affeder. Allâh Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Allâh, kendisine şirk koşulmasını asla bağışlamaz. Bundan (şirkten) daha hafif günâhları ise, dilediği kimseler için bağışlar.” [en-Nisâ: 4/48]

Salât ve selâm yaratılmışların en hayırlısı Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem’in, âlinin ve ashâbının üzerine olsun.

 

Yardım ve başarı, izzet ve şeref Allâh’tandır.

Abdullâh Saîd el-Müderris.

 1440 h. / 2019 m.

İktibas Yapacakların Dikkatine!