«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkı

Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkı

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle… 

Değerli muvahhid kardeşlerim! Acaba hiç düşündük mü, Allah Subhânehu ve Teâlâ yarattığı kulların hakkına riayet edilmesini önemle emrederken, kendisinin haklarına riayet edilmesini emretmemiş midir? Veyahut ta biz, Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın bizim üzerindeki haklarını ne kadar biliyoruz ve ne kadar bu haklara riayet ediyoruz?

Bu soruları her bir Müslüman kendisine sormalı ve cevaplarını kendi hayatına bakarak vermelidir. Nitekim insan, en iyi kendisini bilir. İnşallah bu konuyu siz değerli kardeşlerime anlatmadan önce Rabbimden bu anlattıklarımın hem sizin hem de acizane kendi nefsimin ıslahında büyük bir tesir etmesini niyaz ediyorum.

Allah’ın kullar üzerindeki haklarından bahsederken bunları 5 maddede özetleme ihtiyacı duydum. Çünkü Allah’ın kullar üzerindeki bütün haklarını burada anlatmam imkan dışı olduğundan, bir Müslüman için hava ve su niteliğinde görmüş olduğum bu maddeleri şu başlıklardan seçtim:

1. Allah’a iman etmek ve şirk koşmamak.

2. Doğru ve samimi olmak.

3. Takva sahibi olmak.

4. Sabırlı bir kul olmak.

5. Hemen tevbe etmek.

Şimdi bunları size gücüm yettiğince kısaca açıklayacağım.

1. Kendisine iman edilmesi ve şirk koşulmaması Allah’ın kulları üzerindeki haklarındandır:

Nitekim Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem efendimiz Muaz b. Cebel’e hitaben; “Muaz! Allah’ın kulları üzerindeki hakkının ne olduğunu bilir misin? ”diye sordu. Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem şöyle devam etti: “Allah’ın kulları üzerindeki hakkı, ona ibadet etmeleri ve hiçbir şeyi ona ortak koşmamalarıdır. Peki, bu görevlerini yerine getiren kulların Allah’ın üzerindeki haklarının ne olduğunu bilir misin?” Muaz: “Allah ve Resulü bilir.” dedi. Hz. Peygamber sallallâhu aleyhi ve sellem: “Onların Allah üzerindeki hakları, Allah’ın onlara azap etmemesidir” diye buyurdu. (Buharî, Müslim,)

Evet, Müslümanlar! Şirk koşmayıp Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya iman ederek bu imanımıza da salih amelleri ekler isek Allah’ın üzerimizdeki hakkını yerine getirmiş olacağımızı Rasûlullâh efendimiz bize haber vermektedir. Fakat şirk koşulmaması şartı ile. Çünkü Allah Subhânehu ve Teâlâ şirki affetmeyeceğini Nisa suresinin 48. Ayeti kerimesinde şöyle haber vermektedir:

“Şüphesiz Allah, kendisine ortak koşulmasını asla bağışlamaz. Bunun dışında kalan (günah)ları ise dilediği kimseler için bağışlar.”

Şirke gelince şirk, lügat itibariyle “eş, benzer, denk” tanımaktır. İslam ıstılahında ise: “Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya zatında, rububiyyetinde ve uluhiyyetinde, isimleri ve sıfatlarında eş, benzer koşmak; denk tanımak” demektir.  Allah’u Teâlâ bizi görünür ve görünmez bütün şirklerden korusun. Allâhumme Âmîn.

Allah Azze ve Celle, bizlere hakiki bir şekilde iman etmemiz gereğini şöyle buyurarak bildiriyor:

“Ey iman edenler! Allah’a iman edin.” (Nisa: 4/136)

Peki, kardeşler Allah’a iman ne demektir?

Allah’a iman, O’nu Rububiyet’inde, Ulûhiyetinde, isim ve sıfatlarında birlemek demektir. Yani Rabbimiz Allah Azze ve Celle’yi yaratmak, yaşatmak, yönetmek, idare etmek ve rızık vermek gibi fiillerinde; namaz, zekat, hac, oruç, kurban, istiane, tevekkül, istiaze ve hüküm istemek gibi görünen ve görünmeyen ibadetlerimizde ve hayat, ilim, semi, basar, kudret, kelam, istiva, ve nüzül sıfatlarında, rahman, rahim, tevvab, kahhar ve melik gibi isimlerinde bir kılmak ve bunlara gerektiği gibi inanmaktır. Nitekim O Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:    

“O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.” (Şura: 42/11)

Ve yine rabbimiz Allah Azze ve Celle bize şöyle bir soru yöneltiyor:

 “Sen hiç O’nun adaşı olan birini biliyor musun?” (Meryem: 19/65)

Vallahi bilmiyoruz Ya Rabbi! Senin gibi yaratan, Senin gibi yöneten ve Senin gibi rızık veren birini biz bilmiyoruz!

Ayeti kerimelerden de anlaşılacağı üzere, Allah Subhânehu ve Teâlâ isimlerinde ve sıfatlarında ortağı bulunmayan, bütün sıfatları kemal derecesinde eksiksiz olandır. En güzel şekilde yaratan, hikmetli olarak hüküm veren ve her şeyi en ince ayrıntısına kadar işiten ve görendir.

Bu sebeble mü’minlerin görevi, Allah’ın isim ve sıfatlarına tahrifsiz/bozma ve çarpıtma olmadan, ta’tilsiz/sıfatlarından birini işlevsiz kılmadan, teşbihsiz/hiçbir şeye benzetmeden ve tekyifsiz/keyfiyetlendirmeden iman etmektir. Bu iman Allah’ın kendisini övdüğü ilim sahiplerinin imanıdır. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Ali İmran suresinin 7. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmaktadır.

“Sana bu kitabı indiren O’dur. Bunun ayetlerinden bir kısmı muhkemdir ki, bu ayetler, kitabın anası (aslı) demektir. Diğer bir kısmı da müteşabih ayetlerdir. Kalplerinde eğrilik olanlar, sırf fitne çıkarmak için, bir de kendi keyiflerine göre te’vil yapmak için onun müteşabih olanlarının peşine düşerler. Hâlbuki onun te’vilini Allah’tan başka kimse bilmez. İlimde derinleşenler ise, “Biz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır.” derler. Üstün akıllılardan başkası da derin düşünmez.”

Ey imanlarını nefislerinin önüne geçiren Muvahhidler!

Allah Subhânehu ve Teâlâ ayeti kerimede kendisine iman edip ilimde derinleşenlerin Allah’ın sıfatlarının keyfiyetleri hakkındaBiz buna inandık, hepsi Rabbimiz katındandır” dediklerini görüyoruz. Rabbim bizleri buyruklarına hakkıyla iman edenlerden kılsın. Allahumme Âmîn.

2. Kendisine Karşı Doğru ve Samimi olmak Allah’ın Kullar Üzerindeki Hakkıdır:

Bu Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın istediği şekilde bir Müslüman olup sözü doğru, amelleri samimi ve gösterişten uzak bir iman ve amele sahip olmakla gerçekleşir. Nitekim Allah Azze ve Celle nebisi Muhammed aleyhisselam’a “Emrolunduğun gibi dosdoğru ol!” (Hud 11/112) buyurarak bizlere örnek teşkil eden efendimizin  ‘sadık’ bir kimse olmasını istemiştir.

Allah’u Teala’nın bu emrini en güzel şekilde yerine getiren Nebi sallallâhu aleyhi ve sellem biz ümmetine şöyle emretmiştir:

“Allah’a iman ettim de, sonra dosdoğru ol!” (Müsned-i Ahmed)

Evet, kardeşlerim! İşte bir ayeti kerime daha. Bakın Rabbimiz Allah Subhânehu ve Teâlâ biz iman ehli kullarına nasıl hitap ediyor:

 “Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve sözün en doğrusunu söyleyin ki Allah, amellerinizi ıslah etsin ve günahlarınızı bağışlasın.” (Ahzab: 33/70-71)

Ayeti kerimede Allah Azze ve Celle bizlere, kendisinden korkmamızı ve hemen akabinde doğru sözlü olmamızı emretmiştir. Allah Subhânehu ve Teâlâ bizim tek gerçek ilahımız olduğundan dolayı emretmek ve yasaklamak hakkı sadece kendisine aittir. Bu sebeble her Müslüman hem dini hem de dünyevi işlerinde doğru ve samimi olarak Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın emrine boyun eğmelidir.

Değerli Müslümanlar! Eğer biz doğru ve samimi olursak bakın Rabbimiz bize neyi müjdeliyor:

“Bugün, doğrulara doğruluklarının yarar sağlayacağı gündür. Onlara içinden ırmaklar akan, içinde ebedi kalacakları cennetler vardır. Allah onlardan razı olmuş, onlarda Allah’tan razı olmuşlardır. İşte büyük kurtuluş budur.” (Maide: 5/119)

Yol belli kardeşlerim! Allah’a iman ettikten sonra salih amel işler, sözümüzde ve özümüzde doğru ve samimi olursak Allah bize cennet müjdeliyor. Rabbimiz bizleri müjdelediği kullarından kılsın. Allahhumme Âmîn.

 3. Takva Sahibi Olup Allah’tan Korkmak Allah’ın Kullar Üzerindeki Hakkıdır:

Takvalı olamak, ancak kişinin kendisi ile Allah’ın azabı arasına engel koyması ile mümkün olur. Bu da Allah’ın emrettiklerini yapmak, yasakladıklarından kaçınmakla gerçekleşir. Bu sebeble her Müslümanın sevabını umarak ve azabından korkarak Allah’tan sakınması gerekir.

Sahabenin büyüklerinden Ebu Hureyre radıyallahu anha takva nedir diye sorulunca şöyle cevap vermiştir:

– “Sen hiç dikenli yolda yürüdün mü?” Muhatap:

-“Yürüdüm” der. Ebu Hureyre nasıl yürüdüğünü sorunca muhatap dikenlere basmayarak dikkatle yürüdüğünü ifade eder. Bunun üzerine Ebu Hureyre şöyle der:

“İşte takva, dikenli yoldayken dikenlere basmamaktır.” 

Yani İslam ve tevhid yolunda ilerlerken önümüze küfrün ve haramın zehirli dikenleri çıkacaktır. Eğer biz bunlardan korunup tevhid yolunda ilerlemek istiyorsak takva zırhını kuşanmamız gerekmektedir.

Ey Müslümanlar! Takva sahiplerinden olmamız için Allah Azze ve Celle söyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Allah’tan O’na yaraşır biçimde korkun ve ancak Müslümanlar olarak can verin.” (Ali İmran 3/102)

Ayette “Allah’tan hakkıyla korkun” buyuruyor Rabbimiz. Biz biliyoruz ki Rabbimiz yine kelamı olan Kur’an-ı Kerimde kendisinden hakkıyla korkacak olanların ancak âlimler olduğunu bildirmiştir. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır.

“Allah’tan hakkıyla ancak âlimler korkar.” (Fatır: 35/28)

Bu sebeble ilme ve ilim ehline değer vermeli ve onları desteklemeliyiz. Bu yolda ilerlemek isteyen talebe kardeşlerimize hem maddi hem de manevi destek vermemiz gerekmektedir. Çünkü Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, ilmi bir metot üzere sahabesini geliştirmiş ve bu dinin yayılması için medreseler kurdurmuştur. Bizde onun sünnetinin takipçileri olarak İslam dinine davet edecek, mücahid ve mücahide davetçiler yetiştirmek için elimizden geleni yapmamız gerekmektedir. Bu yolda olan kardeşlerimiz eğer ihlaslı ve takvalı olursa bakın Allah Subhânehu onları nasıl müjdeliyor:

Kim Allah’tan sakınırsa (Allah) ona bir çıkış (yolu) yaratır ve onu ummadığı yerden rızıklandırır.” (Talak: 65/2-3)

Allah Subhânehu bizleri ilim ehlinden ve ilim ehlinin destekçilerinden eylesin. Allahumme Âmin.

4. Sabır, Allah’ın Kulları Üzerindeki Hakkıdır:

Evet Müslümanlar! Sabrın İslam dininde derecesi çok yüksektir. Her bir Müslümanın Allah’ın kendisi için takdir ettiği musibetlere sabretmesi, Allah’ın kullar üzerindeki bir hakkıdır. Allah Azze ve Celle şöyle buyuruyor:

“Allah sabredenlerle beraberdir.” (Bakara: 2/153)

Yani biz başımıza gelen musibetlere ve zorluklara karşı sabredersek Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın yardımı bizimle birliktedir. Peki, ne zaman sabretmemiz gerekmektedir? Sabrın yeri neresidir ve ne zaman gereklidir? İşte nebimiz Muhammed aleyhisselâm en güzel şekilde bunu bize bildiriyor:

Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem çocuğunun kabrinin başında yüksek sesle ağlayan bir kadının yanından geçerken kadına:

Allah’ın gazabından kork ve sabret! buyurdu. Kadın:

-Benden uzaklaş! Benim başıma gelen musibet senin başına gelmedi! dedi. Hâlbuki kadın Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’i tanımıyordu. Kadına:

O peygamberdi, denildi. Bunun üzerine kadın telaşla Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem’in kapısına geldi ve hemen huzuruna girdi.

-Ey Allah’ın Rasulü! Sizi tanıyamadım, beni affedin, dedi. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem de:

-Gerçek sabır; ilk bela anında gösterilen sabırdır, buyurdu. (Müslim)

Yani başa gelen musibetlerde hemen sabretmeli, isyana mahal vermeden “innâ lillâhi ve innâ ileyhi râciun” demeliyiz. Nitekim Allah Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Sizi biraz korku ve açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden bir miktar eksilterek mutlaka deneyeceğiz; sabredenleri müjdele! Ki onlara bir müsibet eriştiği zaman: ‘Biz Allah içiniz ve Allah’a döneceğiz’ derler. İşte Rablerinden bağışlamalar ve rahmet hep onlarındır ve doğru yolu bulanlar onlardır.” (Bakara: 2/155-157)

Ayeti kerime ve hadisi şeriften anlaşılacağı üzere Müslümanlar darlık ve zorlukla karşılaştıklarında onlara sabretmeleri ve Allah’ın takdir ettiğine boyun eğip bunda sebat etmelerinin gereği bildirilmiştir.

Değerli Müslümanlar! Sabır öyle kıymetlidir ki, Rabbimiz onun mükâfatını hesap etmeden rahmetinin genişliğince hesapsız verecektir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ Zümer suresinin 10. Ayeti kerimesinde şöyle buyurmuştur:

“Yalnızca sabredenlere mükâfatları hesapsız ödenecektir.”

Allah Subhânehu ve Teâlâ biz Müslümanları daima imtihanlardan geçirecektir. Bizden önce sahabe ve diğer Müslümanlar nasıl imtihanlara tabi tutuldu ise bizde imtihanlarla karşılaşacağız. Bunların hepsinin Rabbimiz katından geldiğine inanıp sabretmeli ve mükâfatını Allah’tan beklemeliyiz. Bu sebeble Rabbimizden niyazımız bizi sabırlı kullarından eylemesidir.

5. Hemen Tevbe Etmek, Allah’ın Kullar Üzerindeki Hakkıdır:

İnsan hayatında hangi olaylarla ve felaketlerle karşılaşacağını bilemez. Bu sebeble akıllı bir kimsenin, vaktini dini ve dünyası için hayırlı olan şeylerle değerlendirmesi gerekir. Hemen içten samimi bir şekilde Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan bilerek veyahut ta bilmeyerek işlediği günah ve kabahatlerden dolayı bağışlama talep etmelidir. Nitekim Allah Subhânehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Allah’ın kabulünü üzerine aldığı tövbe, ancak cehalet nedeniyle kötülük yapanların sonra hemen tevbe edenlerinkidir. İşte Allah böylelerinin tövbelerini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.” (Nisa: 4/17)

Allah Subhânehu ve Teâlâ bizden ancak Nasuh tövbeleri kabul edecektir. Bu gerçeği rabbimiz şöyle beyan etmektedir:

“Ey iman edenler! Allah’a nasuh bir tevbe ile tevbe edin.” (Tahrîm: 66/8)

Nasuh tevbenin ne anlama geldiğini ise sahabelerden Muaz b. Cebel radiyallahu anh şöyle açıklamıştır: “Tevbe-i nasuh, işlenen günahtan pişman olmak, Allah’u Teâlâ’dan mağfiret dilemek, bir daha öyle bir günah işlememek demektir.” (Beyhaki)

Evet değerli Müslümanlar! Allah Azze ve Celle’nin Muvahhid kulları olarak Rabbimizin bizleri her daim görmekte olduğunu bilmekteyiz. Evet, biz biliyoruz bunu. Fakat biz her zaman bu bilinçle hareket edebiliyor muyuz?

Bakın günün birinde sahabeler -Allah onlardan razı olsun-, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem “biz münafık olduk” diyerek geldiler. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem, “Neden böyle dediniz” diye sordu. Sahabeler, “Ey Allah’ın Rasûlu biz senin yanında iken sadece ibadet ve zikri düşünüyoruz. Fakat senin yanından ayrıldıktan sonra tekrar dünya işlerine dalıp bunları unutuyoruz” dediler. Rasulullah sallallâhu aleyhi ve sellem ise onlara gülümsedi ve şöyle buyurdu: “Eğer her zaman bu halinizi korusa idiniz meleklerin sizinle musafaha ettiğini görürdünüz. Bu sebeble bir saatinizi ibadete bir saatinizi de dünya işlerine ayırın.”  (Müslim)

Değerli Müslümanlar! Sizin de gördüğünüz gibi insan her zaman bir haleti ruhiye içerisinde olamıyor. Bu sebeble ibadetle geçen saatlerimizi artırmalı, boş ve yararsız işlerle geçen zaman için Allah Subhânehu ve Teâlâ’ya tevbe etmeliyiz.

Son olarak Allah Subhânehu ve Teâlâ’dan niyazım bu anlatılanları hep birlikte en güzel şekilde hayatımıza aksettirmektir. Gelin o zaman ellerimizi açarak Rabbimize hep beraber dua edelim:

“Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin.” (Bakara: 2/128)

“Ey Rabbimiz bize dünya ve ahirette iyilik ver, bizi Cehennem azabından koru!” (Bakara: 2/ 201)

“Ey Rabbimiz bize sabır, cesaret ve sebat ver, kâfirlere karşı bize yardım et!” (Bakara: 2/250)

“Ey Rabbimiz, bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi kaydırma! Bize, tarafından rahmet bağışla! Lütfu en bol olan sensin.” (Ali İmran: 3/8)

“Ey Rabbimiz, bize çok sabır ver, Müslüman olarak canımızı al!” (Araf: 7/126)

Hamd âlemlerin Rabbi olan Allah’a, salat ve selam yaratılmışların en hayırlısı Muhammed aleyhisselam’ın üzerine olsun…

Selam ve Dua ile…

Mustafa bin Sezgin

1434/2013