«
  1. Ana sayfa
  2. Akaid Soruları
  3. Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyen Müslüman hâkimin hükmü nedir?

Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyen Müslüman hâkimin hükmü nedir?

Soru: Allâh’ın indirdikleriyle hükmetmeyen Müslüman hâkimin hükmü nedir?

Sorunun tam metni: Selâmun aleykum. Bugün günümüz vakasında olmayan lakin ortaya çıkan ve beni de araştırmaya sevk eden bir konu var ve sizden de yardımcı olmanızı rica ediyorum. Sorum şu: Nefsine uyarak Allâh’ın indirdiğiyle hükmetmeyen Müslüman hâkimin (kadının) hükmü nedir? Maide 44 ayetinin zâhiri gereği bu kişi örneğin bir hırsızlık vakası var ve iki adil şahit var kadı ise hırsızın elini kesmemek için adil şahitten birini düşürüp haddi tatbik etmiyor lakin bunu da yaparken Allâh katında bir azabı hak ettiğine inanıyor helâl görmüyor bu yaptığını bunun hükmü nedir? Maide 44 zahiri kâfir midir? Yoksa büyük bir günah işlemiş kişi midir? (Günümüzde böyle bir vakıa yok lakin bu konu çıktı kayıtsız kalamadım cevabınızı bekliyorum.)

Cevâb: Ve aleykum selâm. Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur. Allâh sana rahmet etsin, bilmelisin ki!

Şeriat ile hükmeden Müslüman hâkimin nefsine uyarak, haram olduğu ve azabı gerektirdiği itikadıyla önüne gelen bir davada delîlleri karartarak hükmü uygulamaması yahut farklı bir hüküm vermesi kişiyi İslâm dîninden çıkaran küfür değildir. Ümmetin âlimlerinin bildirdiği üzere bu, İslâm’dan çıkarmayan küfürdür. Verdiğiniz misâldeki hâkimin durumu da böyledir.

Buna dair olarak Şeyh Muhammed bin İbrâhîm rahîmehullâh şöyle demiştir: “İslâm dîninden çıkarmayan küçük küfür ‘kufrun dune kufr’, diye bilinen bu sözlere gelince bu sözler; Allâh’tan başkasının hükmü ile hüküm verdiği halde kendisinin âsi olduğuna ve Allâh’ın hükmünün hak olduğuna itikad eden ve bu halin birkaç defa olduğu kimseler için geçerlidir. Allâh’ın hükmü dışındaki bu kanunları tertip edip, insânların tâbi oldukları kanunlar haline getirilirse bu küfürdür. Hatta biz ‘hata ediyoruz, Allâh’ın şeriatı/kanunları daha adildir’ deseler dahi bu, İslâm dîninden çıkaran küfürdür.” [Mecmua Resail ve’l-Feteva: 12/289 – Sual: 4060]

Diğer taraftan vakıada sâbit olmayan meseleler hakkında konuşarak bunları ihtilaf sebebi haline getirip Müslümanların içinde kırgınlığa ve ayrılığa sebebiyet vermek asla caiz değildir. Uymakla emrolunduğumuz Selef-i Sâlihin’in menheci vuku bulmayan meseleler hakkında konuşmamaktır. Vuku bulduklarında ise meseleyi yetkin ilim sâhiblerine havale etmektir. Bizim de yapmamız gerekli olan bundan başkası değildir. Ümmet adına Allâh Subhânehu ve Teâlâ’dan afiyet dileriz.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1438h./2017m.