«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Allah’ın İlahlığına Ait Bazı Özellikler

Allah’ın İlahlığına Ait Bazı Özellikler

Hak ilah olan Allah Subhânehu ve Teâlâ’nın ulûhiyetinin bazı özellikleri vardır ki, bunlar başka bir varlığa verilemez. Bu yazımızda bunları 6 başlık altında değerlendirdik. Bu başlıklar şunlardır:  

1.Hüküm Vermek 

2.Teşride Bulunmak

3.Yaptığından Dolayı Hesaba Çekilmemek

4.Zatı İçin Sevilmek 

5.Zatı İçin İtaat Edilmek 

6.Zarar ve Fayda Vermek                                                         

Şimdi kısaca bunlara değinelim.

 1.Hüküm Vermek

Âlemlerin Halik’ı, Malik’i ve Hakim’i olan Allah, hükmü hakim olandır. Kâinata bir bak! Güneşi doğdurup batıran, geceyi ve gündüzü peşi sıra getirip götüren, aya, dünyaya, güneşe ve diğer yıldızlara yörüngelerini veren, iklimleri değiştiren, ekini çıkarıp, yağmuru yağdıran kimdir? Aciz ve zayıf haliyle insan mıdır? Elbette hayır!

İnsanı yaratan burada saydıklarımız ve saymaya gücümüzün yetemeyeceği kadar çok olan şeyleri yaratan yüce Allah‘tır. Allah Subhânehu ve Teâlâ yarattığı o şeylere bir hüküm koymuş ve her biri O’nun hükmüne göre hareket etmektedirler.

Ey insan! Bedenine, gözüne, diline, kalbine bir bak! Bir et parçasını gördüren, diğeriyle konuşturup, tat aldırıyor. Vücudun tatil yapmayan bir memuru olan kalbin sürekli çalışıyor. Ey insan! Söylesene kim kendi kalbini kendisi attırıyor? Söylesene en küçük birimin olan hücrelerimizi kim diriltip, öldürüyor? Kim?

Elbet yüce Yaratıcı hükmüyle bizleri yaratıp şekillendirmiş ve bizleri yaşatmaktadır. O ki, bizlere kitabını ve peygamberini göndererek nasıl inanıp, nasıl yaşayacağımızı da bildiren hükümlerini bizlere göndermiştir.  Kitabında; hükmün ancak kendisine ait olduğunu birçok yerde açıklamıştır.

“İyi bilin ki yaratmakta emretmekte O’nundur.” (Araf: 7/54)

“Hüküm yalnız Allah’ındır.” (Yusuf: 12/40)

“Bilin ki hüküm ancak O’nundur.” (Enam: 6/62)

“O (Allah) hiçbir kimseyi hükmüne ortak etmez.” (Kehf: 18/ 26)

Yaratılmışlara düşen Yaratanının hükümlerine teslim olmaktır.

 2.Teşride Bulunmak

İlahlığın bir özelliği de teşride bulunmaktır. Teşri, ‘kanun, şeriat koymak’; Şari ise, ‘kanun, şeriat koyucu’ anlamına gelir. Allah Subhanehu ve Teâlâ, teşri koyan Şari’dir. İnsanların uyacakları kanunları ancak Şari olan Allah yapar. Yani insanların hayatlarına yön verecekleri; ‘‘yasa, kanun, nizam, sistem belirleme’’ yetkisi onları yaratan ve yaşatan hak ilaha aittir.

Allah Subhânehu ve Teâlâ insanların kendi menfaatleri için helaller ve haramlar tayin etmiştir. Bir şey için doğru veya yanlış, iyi veya kötü diyecek merci sadece ve sadece O’dur. O’ndan başka hiçbir yaratılmış insan veya cin bu yetkiyi kendilerinde göremezler. O’nun vermiş olduğu hükmün üzerine bir hüküm çıkarmaları söz konusu değildir. Eğer böyle bir durum söz konusu olursa bu işe yeltenenler kendilerini ilah yerine koyarak, batıl birer ilah olmuş olurlar.

İnsanlar sahipsiz değildir ki, kendi kendilerine sahiplik etmeye çalışsınlar. İnsana belli bir ömür veren, bu ömür süresince ondan kendisinin kanunlarına uymasını emretmiştir; başkaldırarak kendi kanunlarını çıkarmasını değil. Kim olursa olsun; ister resmi, ister gayri resmi kurumlar ya da ulusal veyahut uluslararası kuruluşların hiçbirinin Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın kanunları varken, O’nun kanunlarının yerine başka kanunlar çıkarma hakları yoktur. Hiçbir zaman ve hiçbir yerde de böyle bir hakları olmayacaktır.

Allah Subhânehu ve Teâlâ, bir Kur’an ayetinde şöyle buyurmaktadır:

“Yoksa onların Allah’ın izin vermediği şeyleri kendilerine dinden teşri yapan(yasa koyan) ortakları mı vardır?” (Şura: 42/21)

O Allah ki, kullarına yaşayacakları sistemi anlatan peygamberlerini göndermiştir. Son olarak tüm insanlığa Hazreti Muhammed aleyhisselâm’ı göndererek hükümlerini beyan ettirmiştir. Ve

Müslümanlardan kendisine ve kendisinin emirlerini insanlara açıklayan peygamberine uyulmasını emrederek şöyle buyurmuştur:

“Allah ve Rasulü bir işi hükme bağladığında hiçbir mümin erkek ve hiçbir mümin kadına işlerinde istediklerini yapma hakkı yoktur.” (Ahzab: 33/36)

Kur’an-ı Kerim’e iman eden her Müslüman, kitabımızda Rabbimizin kâinatı yönettiği gibi kullarını da yönetmek için yasalarını belirlediğini görecektir. Müslüman, hak ilahın yasalarına boyun eğerek, Onun helal (serbest) ve haramlarını (yasaklarını) kendisini yaşantı kabul eder. Her kim ki, haddi olmayarak ve aczini bilmeyerek, Allah’ın yasaklarını serbest ve serbestlerini yasak yapar ve her kim de onun bu yaptığını kabul ederse ise, bunların her biri teşride Allah Subhanehu ve Teâlâ’ya eş koşmuş olurlar.

 3.Yaptığından Dolayı Hesaba Çekilmemek

Yaratılanın vasfı yaptıklarından hesaba çekilecek olmasıdır. Evet, doğum ve ölüm arasında ömür dediğimiz zaman dilimde kulların her hareketlerinden hesaba çekilecekleri bir gün vardır. Bu kullar için böyledir. Oysa hesap gününün sahibi olan Allah’ı kimse hesaba çekemez. Bu ancak hak ilaha ait bir özellik olup sadece Allah’a mahsustur. Rabbimiz, kitabımızda bizlere bu hakikati şöyle bildirmektedir:

“O (Allah) yaptıklarından hesap sorulmaz. Hâlbuki onlara(yaptıkları) sorulacaktır.” (Enbiya: 21/23)

Dünya misafirhanesinde birkaç sayılı gün geçirerek hesaba çekilmek için Allah’ın huzuruna çıkacağını unutarak; “beni kimse hesaba çekemez!!!” gibi bir mantık(sızlığ)ı dillendirenler, kendilerini ne konumunda görmektedirler? Bu gün kendilerine dokunulmazlık zırhını biçen yeryüzünün sahte ilahları elbette kendi arkalarından sürükledikleri ile birlikte hak ilahın huzurunda hesap vereceklerdir.

 4.Zatı İçin Sevilmek

Zatı için sevilmek de hak ilaha mahsustur. Zatının dışındakiler sadece O’nun için sevilirler. Hiçbir kul kendisinin zatından dolayı sevilmez. Ancak gönüllere sevgiyi koyan hak ilah, zatından dolayı sevilmeye hak sahibi olandır.

 5.Zatı İçin İtaat Edilmek

Zatı için itaat edilecek olan da yalnızca hak ilahtır. Zatının dışındakiler ancak O’na itaat ettikleri sürece itaati hak ederler. Allah Subhanehu ve Teâla’ya isyan eden hiçbir kimseye itaat edilmez. Kimse de çıkıp sadece kendi zatından dolayı itaati hak ettiği iddiasında bulunamaz. Çünkü bu vasıf da hak ilaha mahsustur. Batıl ilahlığa kalkışanlara iltifat edip onlara ilah gibi itaat edenler büyük bir yanlışın içerisindedirler.

 6.Zarar ve Fayda Vermek

Tüm yetkiler kendisine ait olan zat, her şeye egemen olandır. Egemenlik kayıtsız ve de şartsız Allah’a aittir. O, dilediğine fayda ve dilediğine zarar verir. Onun dışındakilerin bu konuda da hiçbir yetkileri yoktur. Onun dışındaki her kim mutlak manada fayda ve zararın sahibi olduğuna inanırsa kendisini O’nun yerine koymuş olur. Allah Subhanehu ve Teâlâ şöyle buyurmaktadır:

“Eğer Allah, sana bir zarar dokundurursa artık O’ndan başka onu kaldıracak yoktur. Ve eğer sana bir hayır dilerse, artık O’nun lütfuna da mani olacak yoktur. O bunu kullarından dilediğine eriştirir. O çok bağışlayan, çok merhamet edendir.” (Yunus: 10/107)

Özellikle bu gün tasavvuf adı altında sistemleşen yapının ortaya koyduğu evliya tiplemesi bağımsız fayda ve zarar veren bir yapıdadır. Elbette bu yanlıştır. Evliya hikayeleri ile batıl bir ilah ortaya konulmaktadır. Tün Müslümanlar bu hurafelerden beri olmak zorundadırlar.

Sonuç olarak:

Sıraladığımız bu özellikler hak ilah olan Allah Subhanehu ve Teâlâ’nın ulûhiyetinin özellikleri olup, her hangi başka bir varlık için bu özellikler düşünülemez.

Düşünüldüğü takdirde bunu yapanlar tevhid akidesinin dışına çıkmış olurlar. Rabbimiz bizleri muhafaza buyursun. Allahûmme âmin.