«
  1. Ana sayfa
  2. Fıkıh Soruları
  3. Âlimler mutlak olarak delîl midirler?

Âlimler mutlak olarak delîl midirler?

Soru: Âlimler mutlak olarak delîl midirler?

Cevâb: Hamd ve hüküm, Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya mahsustur.

Bu sorunun cevâbının istenilen faydayı sağlaması için öncelikle mutlak ve delîl kelimelerinin açıklanması gereklidir.

-Soru itibariyle- Mutlak: Hiçbir şeye bağlı olmayan, bağımsız ve kesin olan… demektir.

-Soru itibariyle- Delîl: Aranılan yahut varılmak istenen gerçeğe ulaştıran… demektir.

Bundan sonra:

Hiçbir İslâm âlimi mutlak delîl olmamış ve olmayacaktır. Zîrâ hiçbir şeye bağlı olmayarak, bağımsız ve kesin olarak aranılan yahut varılmak istenilen hükümlere ulaştırmak, ona rehber olmak ancak ve ancak Rabbimiz Allâh Azze Celle’ye ve O’nun vahyi ile hareket eden ve ancak O’nun vahyi ile konuşan Rasûlü Muhammed aleyhisselâm’a aittir. Bu, ümmetin üzerinde ittifak ettiği bir gerçektir. Temel bir kadidedir/kuraldır. Nitekim Rabbimiz Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

“Ey îmân edenler! Allâh’a ve Rasûlü’ne itaat edin ve dinlediğiniz hâlde ondan yüz çevirmeyin.” (Enfâl: 8/20)

“Ey îmân edenler! Allâh’a itaat edin, Rasûle itaat edin. Amellerinizi boşa çıkarmayın.” (Muhammed: 47/33)

“De ki: ‘Allâh’a ve Rasûle itaat edin.’ Eğer (itaatten) yüz çevirirlerse şüphe yok ki Allâh kâfirleri sevmez.” (Ali İmran: 3/32)

“Rabbinizden size indirilene ittibâ edin. O’ndan başka velilere uymayın. Ne kadar az öğüt alıyorsunuz.” (Araf: 7/3)

“Rasûl size ne verdiyse onu alın, neyi de size yasak ettiyse ondan vazgeçin. Allâh’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz, Allâh’ın azabı çetindir.” (Haşr: 59/7)

Bu konu hakkındaki âyetler gerçekten pek çoktur. Ancak bizim için bu kadarı kâfidir.

Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem ise şöyle buyurmuştur: 

“Size iki şey bırakıyorum. Bunlara sımsıkı sarıldığınız süre­ce, asla doğru yoldan sapmayacaksınız. Bunlar, Allâh’ın Kitâbı ve Rasûlü’nün Sünneti’dir.” [(SAHİH HADÎS): Mâlik (1874); İbn Abdilberr (Câmiu: 1389)…]

“Süslü koltuğuna yaslanmış kişiye, benim hadîs­lerimden birisi okunduğunda onun -vaziyetini hiç bozmadan-: ‘Biz­lerle sizler arasında Allâh Teâlâ’nın Kitâbı vardır. Onda bulduğu­muz helâl şeyleri, helâl sayıyoruz, haram olarak bulduğumuz şey­leri de haram kabul ediyoruz’ diye­bilme zamanı yaklaşmıştır. Sizleri uyarıyorum! Allâh Rasûlü’nün haram kıldığı şeyler Allâh’u Teâlâ’nın haram kıldığı şeyler gibidir.” [(SAHİH HADİS:) Tirmizî (2663); İbn Mâce (12)…]

Sahabeden başlayarak gelen tüm İslâm âlimleri kendilerinin asla mutlak olarak delîl olmadıklarını ve ancak sözlerinin nasslara uygun düştüğü takdirde alınabilecek olduğunu açık olarak bildirmişlerdir. Nitekim dört imam olarak meşhur olan imamlarımızın kavilleri şöyledir:

İmâm Ebu Hanîfe rahimehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir:

“Hadîs sahîh olduğunda, o benim mezhebimdir.” [İbn Hacer, Telhisu’l-Habir: 1/20; el-Fullânî İkâzu’l-Himem: 52; el-Kasımî, Kavâidu’t-Tahdîs: 91; İbn Abidin, Reddu’l-Muhtar: 1/67.]

“Nereden aldığımızı bilmedikçe hiç kimseye bizim sözümüzle amel etmesi helâl değildir.” [el-Fullânî İkâzu’l-Himem: 53; el-Kasımî, Kavâidu’t-Tahdîs: 281; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 46.]

İmâm Mâlik rahimehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir:

“Ben bir insânım; doğruya ulaştığım da olur, yanıldığım da olur. Benim görüşlerime bakın; onlardan Kitâb ve Sünnet’e uyanları alın, onlara uymayanları bırakın.” [İbn Abdilberr, Câmiu Beyâni’l-İlim: 1/775 (1435); el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 49.]

“Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den başka herkesin sözü alınır da, terk edilir de.” [Subkî, Fetevâ: 1/138;  el-Albânî: Sıfatu Salât: 49.]

İmam Şâfiî rahimehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir:

“Her insâna Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in istisnasız tüm sünneti ulaşmamıştır. Dile getirdiğim görüşlerde ve belirlediğim kurallarda, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in sünnetine aykırı bir durum varsa, bu durumda Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadîsi, benim görüşümdür.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 2/204; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 99;  el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 50.]

“Müslümanlar şu konuda icmâ etmişlerdir: Hiçbir kimseye Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in Sünnet’i açıkça belli olduktan sonra onu başka birinin sözü için terk etmesi helâl değildir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 1/6; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 58; ed-Dürerü’s-Seniye: 4/56; el-Albânî, Sıfatu Salâti’n-Nebî: 50.]

“Hadîs sahîh olduğunda, benim (hadîse muhâlif olan) sözümü alın duvara vurun.” [İbn Teymiyye, el-Fetâvâ el-Kübrâ: 7/212; Mübârek Fûrî, Tuhfetu’l-Ahvezî: 4/450; Şevkânî Neylü’l-Evtâr: 5/399; ed-Dürerü’s-Seniye: 4/28.]

İmâm Ahmed rahimehullâh, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e ittibâ hakkında şöyle demiştir:

“İttibâ, kişinin, Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’den ve ashabından gelene tâbi olmasıdır. Tabiinden sonra kişi, dilediğine tâbi olmakta serbesttir.” [İbn Kayyim, İlâmu’l-Muvakkıîn: 2/139; el-Fullânî, İkâzu’l-Himem: 113; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 53.]

“Kim Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’in hadîsini kabul etmezse helakin eşiğindedir.” [el-Lalekâî, Şerhu Usûli İ’tikâd: 3/477; İbn Batta, el-İbânetü’l-Kübrâ: 1/260; el- Hallâl, es-Sünen: 1/214; el-Albânî: Sıfatu Salâti’n-Nebî: 53.]

Anlaşıldığı üzere mutlak ve muayyen olarak tabi olunacak tek mercii, Kur’ân ve Sünnet’tir. Âlimlerin sözleri ise Kur’ân ve Sünnet nasslarına uygun düştükleri sürece alınır ve kabul edilir. Kur’ân ve Sünnet’e muhalif olan sözler kimden ve nereden gelirse gelsin îmânın bir gereği olarak red edilir. Çünkü bize, falanca yahut filancaya değil, Kur’ân ve Sünnet’e tabii olmamız emredilmiştir…

Ancak burada üç tenbih ve hatırlatma yapmam gereklidir:

1. Ümmetin imâmlarından hiçbiri söz söylerken Kur’ân ve Sünnet’e muhâlif olsun diye değil, bilakis Kur’ân ve Sünnet’e muvâfık olsun diye söz söylemişlerdir. Bu itibarla müctehid olmalarının bir gereği olarak isâbet etmişler ise iki; edememişler ise çabalarının karşılığı olarak bir ecir almışlardır. Bize düşen şey ise, tâkib ettiğimiz imâma yahut imâmlara doğrularında uymak, hatâlarında ise hakka tabi olmaktır. İmâmların hatâlarının tespiti ise çok geniş bir konudur. Ancak şu kadarı var ki, hatalı görüşü bilmenin en açık yolu, falanca imâmın bir görüşü hakkında ümmetin diğer imâmları, falanca imâmın o görüşünde hatâlı olduğunu isbât etmiş olmasıdır.

2. İctihad etmeye yahut sahîh ve zayıf ayrımı yaparak tercih ehli olmaya güç yetiremeyen veyahut ittibâ ehli olmaya da kadir olmayan kimseler, zaruretten dolayı imamları taklid ederler. Taklid ettiklerinde ise niyetleri Rasûlullâh sallallâhu aleyhi ve sellem’e muhâlefet değil, muvâfakattir. İnançları ise taklid ettikleri mes’elede, tabi oldukları imâmın ictihadında isâbet ettiğidir. Yoksa hiçbir Müslüman hatâlı bir görüşü öğrendikten sonra sırf tâkib ettiği imâm böyle ictihad etti diye onu takip etmez; edemez.

3. İmâmlardan sonra imâm olmayan hiçbir kimse “imâmlar mutlak delîl değildir” diyerek nassları anlamada bizleri kendilerine mahkûm ve muhtaç edemez. Hele hele ümmetin söz sâhibi imâmları bir âyetin tefsîri yahut bir hadîsin şerhi hakkında ittifak etmişler ise veyahut bir mes’ele hakkında görüş birliğine varmışlar ise birileri çıkıp da kendi muhalif görüşlerini ve düşüncelerini savunmak adına “imâmlar böyle söylemişlerdir fakat imâmlar mutlak delîl değildirler” diyemez. Bu gaflet içerisinde olanlar varsa, bu sözleri asla kabul edilmez; edilemez. Zîrâ bu söylemin mânâsı: “Nassları/Kur’ân ve Sünnet’i anlamada ümmetin imâmlarını bırakın da bana tabi olun, benim sözüme itibar edin, imâmlar bu mes’elede hakka isâbet edemedi, ben isabet ettim” demektir. Böyle bir iddianın bâtıl olduğu ise ortadadır. Nitekim Şeyhu’l-İslâm İbn Teymiyye rahîmehullâh şöyle demiştir: “Sonrakilerin, öncekilerden ayrı olarak ortaya koydukları ve daha önce hiçbir kimsenin dile getirmediği her görüş hatâdır. Nitekim İmam Ahmed bin Hanbel şöyle demiştir: ‘Bir imamın olmadan bir mesele hakkında konuşmaktan sakın’.”  [Mecmuu’l-Fetava: 21/291.]

Rabbimden ümmet  adına afiyet ve esenlik dilerim. O her şeye kadirdir.

 

Başarı, el-Hamîd ve el-Hakîm olan Allâh’tandır. 

O, her şeyin en iyisini bilendir.

Abdullah Saîd el-Müderris.

1434h. / 2013m.