«
  1. Ana sayfa
  2. SOHBETLER
  3. Aldanma Yurduna, Aldanma!

Aldanma Yurduna, Aldanma!

“Dünyanın ve ahiretin Malik’inin yüce ismiyle…”

Kim ne derse desin, kendini hangi ninnilerle uyutmaya çalışırsa çalışsın, değişmeyen gerçek: “Bu dünya, fani olan canlıya fani bir yurt.”  

Fani yurdun misafiri olan insanın da yaratılış amacı da; “Rabbi olan Allah’ı bilmek, O’nu birlemek, O’nun emir ve nehiylerine göre yaşamak ve O’nun rızasına ermek…”

Bu amacı inkâr edenler, ne kadar debelenirlerse debelensinler, hangi münkir düşünceyi savunurlarsa savunsunlar, yine değişmeyecek gerçek: Dünya fani canlıya hazırlanmış bir dar-ı imtihandan ibaret, o kadar… Kimileri için kazanma, kimileri içinse aldanma yurdu, bu dünya.

İnsanlık tarihi boyunca nice insan, bu aldanma yurdunda aldandı; niceleri aldanıyor ve niceleri de aldanacak… Bu dünyanın mahiyeti, gayesi anlaşılmadığında aldanıldığı gibi, dil ucuyla “anladım” diyenlerde andanlar. Bu aldanışın sonu ise ebedi hüsran…

Allah (c.c) muhafaza…

***

Evet, şu anda imtihanda olan bizler için bu dünyanın hakikatini doğru anlamamız, son derece önemli. Bu dünyanın ne olduğunu anlamadan, bizlerin de ne olduğunu ve de neler yapmamız gerektiğini anlayamayacağız.

Öyleyse sığ bakış açısından sıyrılarak daha derinleri dalmalı, arayış şuuruyla bu dünyanın mahiyetini öğrenip, bir muhacir olan kendimizi bulmalı ve bulduklarımız doğrultusunda sahih bir hayatı yaşamalıyız. Bulup, anlayanlar ve anladıklarını ihlas ile yaşayanlar kazandı ve kazanacak…

Rabbim bizleri onlardan eylesin. Âmin.

***

Şimdi! Ey misafirin oğlu misafir! Bilmeli ve bildirmelisin ki! Bu gezip dolaştığın dünya; bir oyun-oynaş ve bir geçimlik yeri. Öyle idi ve öyle kalacak… Ebedi değildi ve hiç olmayacak… Ve bu fani dünyanın, onu yaratan katında hiçbir değeri yok. Allah’ın son elçisi Muhammed aleyhisselâm, Allah’u Teâlâ’nın indinde bu dünyanın hiçbir değerinin olmadığını bizlere bildirmiş ve şöyle buyurmuştur:

“Şayet dünya, Allah’ın nazarında sivrisineğin kanadı kadar bir değeri olsaydı, tek bir kâfire bir yudum su içirmezdi.” (Tirmizi-İbn Mace)

Subhanallah! Evet, ey dünyanın aşığı! Sen ona değer versen de, kazanmak için ömür tüketsen de, tüm gücünü kuvvetini ona verip, ulaşmaya çalışsan da, değişmeyen hakikat; Rabbimizin bu fani yurda değer vermediği… Hem de bir sivrisinek kanadı kadar… Düşün ve ibret al!

Yine konuyla ilgili Müslim’in sahihinde anlatılan bir rivayet ise şöyledir:

Rasulullah aleyhisselâm bir gün pazar yerine uğrar. Etrafında ashabı da vardır. Küçük kulaklı bir oğlak ölüsüne rastlar. Onun kulağından tutarak:

“Hanginiz bunu bir dirheme satın almak ister?” buyurur. Ashab:

– “Daha az para ile de olsa biz almayız, onu ne yapalım ki!?” derler. Sonra Rasulullah aleyhisselâm:

“Size bedava verilse ister misiniz?” diye sorar. Ashab:

– “Allah’a yemin ederiz ki, o diri bile olsa, kulaksız olduğu için kusurludur. Ölüsünü ne yapalım?” Diye cevap verdiklerinde, Rasulullah aleyhisselâm:

– “Allah’a yemin ederim ki, Allah’a göre dünya, önünüzdeki şu ölü oğlaktan daha değersizdir” buyurur.

Gördün mü dünyaperest arkadaş! Kâinatın sahibinin indinde dünyanın değerini! Ölü bir oğlaktan daha değersiz. Ya bizler için..?

Bizler, hayatımız boyunca yiyemeyeceklerimizi ve harcayamayacaklarımızı biriktirmeye çalışanlarız. Bu çalışma uğruna birbiriyle yarışıp hased ve düşmanlık içinde ömür sürenleriz. Ya elimize geçecek olan nedir? Bu dünya uğruna kaybettiklerimizi ve kaybedeceklerimizi neden düşünmüyoruz?

Dünyanın tüm aldatıcı görüntüsü ve seslerini kulak kabartıp, ebedi sedaya neden kulaklarımızı tıkıyoruz? Henüz yol sonlanmamışken, can kuşu hala beden kafesindeyken aldananlardan olmamak için neden kendimize gelmeyi istemiyoruz? Neden?

***

Bizler dünyayı peşin peşin isteyen ahiretten de ümidini kesenler gibiyiz. Dillerimizdeki cennet arzusu yaşantılarımızla uyuşmuyor. Herkes dünyada bir cennetin(!) peşinde.  Dünyada cennet özlemi ile yanıp tutuşup gazab-ı ilahiye aldırmadan yaşayanlar acaba ne kadar akıllılar? Akıllı olduğunu söyleyenlerin kaçı gerçekten akıllı? Ebediyet yurdunu bırakıp, geçici dünyaya aldananların akılları onları ateşten kurtaracak mı?

Bakınız! Akıllı insanı, insanların en akıllısı (O’na selâm olsun) tanımlıyor:

“Akıllı kişi, nefsine hâkim olan ve ölüm sonrası için çalışandır. Aciz kişi de, nefsini hevâsına tabi kılan ve Allah’tan dilekte bulunup duran kişidir.” (Tirmizi-İbn Mace)

Şimdi herkes kendini kefenin bir gözüne koyup tartsın. Dünya tarafı mı ağır basıyor, yoksa ahiret tarafı mı? Ahiret tarafı diyenler için bir nur kalplerini genişletmektedir. Onlar, Allah’ın yardımıyla aldanma yurduna değeri kadar değer verip, sonsuzluk yurduna yönelirler. Onlar, ahireti unutmadan yaşarlar. Ölüm sonrasına hazırlanır, ölecekmiş gibi yaşarlar.

Rasulullah aleyhisselâm bu durumu şöyle açıklamıştır:

“Nur, bir kalbe girdiğinde, insanın gönlü açılır ve genişler!”

Denildi ki: “Ey Allah’ın rasulü! Bunun tanıyabileceğimiz bir alameti var mı?”

“Evet, aldanma yurdu olan (dünya)dan uzaklaşmak, ebediyet yurduna yönelmek ve ölüm gelmeden önce ölüm için hazırlık yapmak.” (Hâkim) buyurdular.

O zaman, aklı tam olan; aldanma yurduna aldanmayan ve ebedi yurt için çalışandır. Aklı tam olan; ölmeden önce vereceği hesaba göre yaşayandır. Rabbim bizleri onlardan eylesin. Âmin. 

***

Son olarak: Ey aklı olan! Akıllı ol! İş işten geçmeden uyan! Uyan ve aldanmışlığına bir son ver! Her şeyi yerli yerinde, değerince gör ve ona göre kıymet ver, ona göre hareket et ve kazananlar ol! İnşaAllah.

Dünya bir aldanma yurdu gardaş! Aldatmasın seni; nefis ile aş.

Malından, evladından fayda yok. Salih amel işleyesin çok çok.

Âlemlerin Rabbine hamdolsun. Aldanmayanlara selâm olsun…

***

Esedullâh Saîd el-Muallim.