«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. Adalet Günü

Adalet Günü

ADLET GÜNÜ

Esedullâh Saîd el-Muallim

‘En güzel isimlerin sahibinin yüce ismiyle…’

Ey zamane mazlumları! Ey mustazaf ümmetim! Gözlerimizi açtığımız yer hak-hukuk tanımayan kâfir, zalim ve fasık zorbaların iktidarları ele geçirdikleri bir dünya idi. Biz gözlerimizi açtığımızda bu yerin adalete muhtaç olduğunu bilmiyorduk o zamanlar… Büyüdükçe öğrenmeye, öğrendikçe sorgulamaya, sorguladıkça görmeye başladık… Zalimlerin adaleti kelepçeli ve prangalı olarak hapsettikleri bu dünyada neler yoktu ki? Niceleri neler yapmış, niceleriyse onların ardından neler yapmaktaydılar… Zulüm sistem olmuştu… Zalimlerse sistemi kuranlar ve ayakta tutanlar… Zulüm neydi, adalet ne? Kavramlar birbirlerinin zıddıyla bilinirken, zalimler zulmü ne olarak tanımlamaktaydılar? Zulüm; hakkı çiğneyip, hak sahibine hakkını vermemekti. Adalet ise; hakkı çiğnemeden, hakkı hak sahibine vermek… Kulları üzerinde en büyük hak sahibi olan onları yoktan var edenken, O’na şirk koşarak O’nun hakkını çiğnemekte, O’na karşı bir zulümdü. Böyle bildirmişti Rabbimiz tüm insanlığa: “Şüphesiz ki şirk büyük zulümdür.” (Lokman: 31/13) Evet, şirk, O’na karşı işlenen büyük zulümdü. Ve O’na karşı bu zulmü işleyenlerde O’nun sevmediği zalimler… Bu zalimlerin işgali altındaki dünya da ise şirk yasaları uyulması zorunlu kanun olmuştu. Zulmü kanunlaştıranların sözleriyse mutlak anayasa… Yaratıcılarını ve yaratıldıklarını unutan, hatta inkâr edenler, yaratıcının hakkını çiğneyip O’nun olana sahiplenmeye çalışmaktaydılar. Dünya onlar için yaşanılacak tek yerken, bu yer uğruna her şeyi yapmaya niyetliydiler. Güya ellerinde imkânları vardı ve onlar bu imkânları değerlendirmeliydiler. Dünyaya tekrar mı geleceklerdi? Öyleyse dünyayı -yani onlara göre yaşanılacak tek yeri- kendilerince, özgürce yöneterek yaşamalıydılar. Önlerine hak-hukuk, iman-İslam, Allah-Kuran, peygamber-sünnet, ahiret-hesap diyenler çıkabilirdi ve çıkıyordu da. Ne olurdu ki, kolayı vardı! Ne o yani onları mı dinleyeceklerdi!? Nemrud İbrahim aleyhisselam’ı dinlemiş miydi, ya Firavun Musa aleyhisselam’ı? Ebu Cehil’de, Muhammed aleyhisselam’a mı bırakmıştı Mekke’nin iktidarını? Onlar ıslah edenlerdi! Peki, ama onlar ıslah edenlerse ya onların karşılarındakiler kimlerdi? Onlarda olsa olsa ifsad edenler, düzene karşı gelenler, Firavunun kanunlarını tanımayan vatan hainleri! Öyleyse bu çatlak sesler bastırılmalıydı. Her yanda onlar kötülenmeliydi. Durmuyorlarsa hapsedilmeliydi bu vatan hainleri! Daha da olmadı başka yollardan çareler aranmalıydı! Allah’tan korkmayanlar, mazlumların ahını almaktan hiç korkarlar mıydı? Ve Allah’tan korkmayanlar Allah’a karşı ayaklanırlarken, Allah’ın dininin karşısına hep bir izmle çıkıyorlardı. Nice azılı zalimin adının arkasına –izm koyarak batıl şirk dinleri kurarak, Allah’ın kullarını kendilerine kulluğa çağırdılar. Zoraki de olsa kendilerini kabul ettirecekler ve batıl dinlerini insanlara yaşatacaklardı. Bu şeytanca planlarını icra ederlerken, nice mazlumun canına ve kanına girdiler, nice yıkıma imzalarına attılar ve tarihe zalim diktatörler olarak geçtiler.  Onlar yaratıcılarına karşı büyüklenen yaratılmışlardı. Allah’a karşı büyüklenenler, O’nun kullarına neler yapmazlardı ki? Ancak sonunda ölüm onları da aldı götürdü bu dünyadan ve yaratıcılarına döndüler. Oysa bu dünyada kendilerine neler hazırlamışlardı, ama kendileri için hazırlanan yere doğru gittiler. Zalimlerin yaptıkları yanlarına kâr kalmadı, onların yolunu izleyen diğer zalim, zorbaların, Allah’a karşı ayaklananların, Allah’ın kullarını kendilerine köle yapmaya çalışanların yanına da kâr kalmayacak. Allah zalimleri ve zulümlerini en iyi bilen, yaptıklarının karşılığını verecek olandır. Mazlumların alacakları boyunlarına dolanmışken, mazlumlarla karşılaşacakları bir gün var elbet. Boynuzsuz koyunun boynuzlu koyundan hakkını alacağı adalet günü… İşte bizler o güne iman edenleriz. O güne iman eden tüm Muvahhid kardeşlerime selam olsun!

Bir Cevap Yaz

Bir Cevap Yaz

E-Posta adresiniz paylaşılmayacaktır. Doldurulması zorunlu alanlar işaretlenmiştir *