«
  1. Ana sayfa
  2. MAKALELER
  3. 1 Mayıs Kimin Bayramı?

1 Mayıs Kimin Bayramı?

1 MAYIS KİMİN BAYRAMI?

Esedulâh Saîd

 
Adil olan Allah’ın ismiyle…
İnsanlığın intiharı, vahiy tanımaz beşer ürünü ideolojiler eli iledir. Biz bu yazımızda onlardan biri olan komünizm ve günümüzde (genelde) komünistlerin ve onların söylemini dillendirenlerin bayram olarak kutladığı 1 Mayıs üzerinde duracağız.
Öncelikle şunu ifade edelim ki; bizler Müslümanlar olarak; uydurulan bayramların hiç birini kabul etmiyoruz. Dinimizde iki bayram vardır. Müslümanlar olarak onları bayram olarak kutlar, kâfirlerin ve din düşmanlarının bayram ilan ettikleri günlere iltifat etmeyiz.
1 MAYIS’IN TARİHÇESİ:
“İnsanların kurduğu sistemlerde insanın insanı ezmesini görmekteyiz. Dünden bu güne beşer ürünü sistemler zulüm üretmektedirler. Eskideki derebeylikler, despot krallıklar ya da sanayi devriminden sonra kralların ve derebeylerinin sultasını alan vahşi kapitalizmin ‘Çağdaş Kölelik Dönemi’nde de insanların insanları ezdiği bilinen bir gerçektir.
Günümüzde ise çağdaş köleliğin bir merkezi de ABD denen ülkedir. Afrika’dan buraya köleleştirilerek getirilen sözde özgürlüğünün kazanmasının ardında da aslında orada modern kölelik sürdü ve halende sürmektedir. ABD denen sözde fırsatlar ülkesi, acımasız bir rekabetin yansımasının görüldüğü ve “altta kalanın canı çıksın!” kabilinden en alttaki çalışan insanları ezmek üzerine kurulmuş bir düzendir.
En büyük terör devletlerinden biri olan ABD, bu gün olduğu gibi dünde, hep sermaye sahiplerinin çıkarları doğrultusunda hareket etmiş ve etmektedir. Aslında insanın insana egemen olup, kendi egemenliğiyle kendine kulluk ettirmesinin bir yansımasını tüm batıl sistemlerde görmek mümkündür.
Bugünün çıkışına yönelik olarak söylem geliştirenler, oradaki yaşanılan adaletsizlikten bahsederler. Zaten ABD tarihi de adaletliler tarihi değil, bilakis zalimler tarihidir.
ABD’de 1880’li yıllarda teknolojinin bu günkü düzeyde olmayıp, beden gücüyle çalışıldığı zamanlarda, uzun ve sağlıksız koşullarda çalışıldığından ve bunun düzeltilmesi için yapılan çeşitli gösteriler yapıldığından bahsedilir. Tabi bu gösterilerde pek masum olmasa gerek ki, bastırılır ve grev yapanlar işten atılır.
Ancak olaylar durmaz ve 1 Mayıs 1886’da yaklaşık 350 bin işçi greve çıkar. Olaylar yine çıkar, işler aksar ve üretim durur. 1 Mayıs sonrası işten atmalar, baskılar artar ve olaylara sebebiyet verdiği ileri sürülen kişiler idam cezasına çarptırılır.
ABD’de yaşanan bu olaylar bir başka insanları yönden insanları köleleştiren uluslararası işçi örgütlerini harekete geçirdiğinden bahsedilir. Ve II. Enternasyonal, Paris’te 1889’da düzenlediği bir kongrede, “Amerikan işçilerinin mücadelesini destekleme!” kararının ardından dünya çapında gösteriler düzenlenir. 1 Mayıs günü de 1890’dan başlanılarak, “Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma Günü” olarak kabul edilir. Koyunun hakkını savunmak, kara kurttan, kızıl kurda kalmıştır.
Osmanlı döneminde dönmelerin memleketi olan Selanik’te 1911 yılında işçilerin 1 Mayıs gösterisi yaptığından bahsedilmektedir. Bir yıl sonrada bundan İstanbul etkilenmiştir. Osmanlı’yı yıkan Kemalist devrimden sonra 1 Mayıs Türkiye’de ilk kez 1923’te resmî olarak kutlanmıştır! 2008 yılında bu gün, “Emek ve Dayanışma Günü” olarak kutlanması kabul edilmiş, bir yıl sonrada Daru’n-Nedve’nin zamane temsilcisi olan Meclis’te kabul edilen bir yasa ile 1 Mayıs resmi tatil günü olarak ilan edilmiştir.
O zamandan bu zamana kutlandığı söylenen bu gün, “olayların günü” olarak tarih sahnesinde yerini almıştır. Bu gün, komünizm hayalleriyle yanıp tutuşanların ve dine saldırmak için toplananların, kendi örgütünün gösterisini yapmaya çalışanların hararetle beklediği bir gündür. Burada şunu da ifade edelim ki; bu gün, bu batıl ideoloji dünyada ve Türkiye’de pek çok partinin, örgütün ve kuruluşunda ideolojisidir.
Sonuç itibariyle; 1 Mayıs’da, “İşçi ve Emekçiler Bayramı”(!) olarak; saldırılar, eylemler, yakıp yıkmalar eşliğinde kutlanılan bu sözde bayram asli olarak komünistlerin ve onların peşine takılanların bayramıdır. Komünistler için aslında normal günler gibi bayramlar günleri de şiddetin günüdür. Bu sapık ideolojinin kökeni çatışmaya dayanmaktadır.
KOMÜNİZM NEDİR VE NASIL ORTAYA ÇIKMIŞTIR?
Komünizm, küfrî fikir akımlardan bir tanesi olup, bu akım; maddenin her şeyin temeli olduğu iddiasına dayanan ve ateizm düşüncesinin üzerine kurulmuş olan, insanlık tarihini, sınıflar mücadelesi ve iktisadi etkenler aracılığıyla yorumlamaya çalışan bir dinsizlik söylemidir.
Komünizmin fikri ve teorik temelleri, bir Alman Yahudisi olan Karl Marks (1818-1883) tarafından atılmıştır. Marks denen “insanlık düşmanı”, yazmış olduğu “Komünist Manifesto” (1848) ve “Das Kapital” (1867) ile bu sapkın fikirlerini yayınlar. Bu sapkın felsefenin şekillenmesinde Marks’ın yakın arkadaşı olan Frederic Engels (1820-1895) de ona yardımcı olur. Zaten ölünceye dek fikirlerine ve Mark’sın ailesine yardım etmiştir. Tabi o da; “Ailenin Kökeni” ve “Tabiattaki İkicilik ve Hurafeci Sosyalizm ve Bilimsel Sosyalizm” gibi kitaplarla bu kan emici felsefeye katkıda bulunur.
Daha sonraları bu sapkın fikirler, pratik hayata da geçecek ve insanlığın hüsranına sebep olacaktır. Bu bozuk felsefenin hayata geçmesinde Vladimir İliç Ulyanov ya da daha bilindik ismiyle Lenin’in rolü vardır. 1917 yılında Çarlık Rusya Bolşevik devrimle yıkılınca Rusya’nın diktatörü olarak başa geçmiştir. Lenin içinde Yahudi olduğunu söyleyen araştırmalar vardır. O ölünce yerine Stalin (1878-1954) zalimi geçerek bu kanlı ideolojinin önde giden uygulayıcılarından olmuştur.
KOMÜNİZMİN TEMEL DÜŞÜNCELERİ NELERDİR?

  1. Âlemlerin Rabbi olan Allah’ın varlığını ve dine dayalı her şeyi inkâr ederler. Su üç şeye inanırız derler: Mark, Lenin ve Stalin ve şu üç şeyi de inkâr ettiklerini söylerler: Allah’ı, dini ve özel mülkiyeti. Yani din inkârcılarına inananlar, dinin inançları inkâr etmektedirler. Ne hazindir ki, bu inkârcı felsefe bu gün, ırkçı temellere dayalı örgütler eliyle ümmetin evlatlarını zehirlemektedir.
  2. İnsanlık tarihini burzuvazi ile proleterya (yani kapitalistlerle fakirler) arasındaki bir mücadele olarak görüp, her şeyi maddeye bağlarlar. Oysa insanlık tarihi Müslümanlarla kâfirlerin, tevhid ile şirkin, adalet ile zulmün yani İslâm ve onun ilkeleriyle, beşer ve onun ilkelerinin mücadele tarihidir.
  3. Komünistler dinlere karşı savaşırlar ancak Yahudiliği bundan istisna ederler. Onlara göre Yahudiler gasp edilmiş haklarını almaya çalışan bir halk olup, bunu yaparken de dini kullanmışlardır. Aslında bu fikrin kurucu ve uygulayıcılarının ve önde gelenlerinin ve dahi destekleyenlerinin Yahudiler olması ilginçtir. Bolşevik devrimin birinci siyasal bürosu birisi hariç hepsi de Yahudi olan yedi kişiden oluşturulmuştur. Siyon Protokolları’nda da özetle geçtiği üzere; her türlü fesat ve kargaşa çıkartılması yolunu kendilerine ilke edinmişler ve bu bozuk felsefe ve düzenleri de bu amaç doğrultusunda kullanmaktan geri durmamışlardır.
  4. Özel mülkiyeti kabul etmez ve mirası da red ederler. Onlara göre malın mülkiyeti ortaktır.
  5. “Devlet parti, parti de devlettir” diyerek insanları devletin bir kölesi haline getirmek isterler.
  6. Marksizm, aile bağlarını kabul etmez. Ailenin burjuvazi toplumun bir desteği olduğunu ileri sürer. Burjuvazinin etkisini yok etmek için aileyi yok etmeyi amaçlar.
  7. Komünizm’in egemen olmasını isterler ve bunun için kime ne olduğu ile ilgilenmezler. Lenin şöyle demiştir: “Dünyanın dörtte üçünün telef olmasının hiçbir önemi yoktur. Önemli olan tek şey, geri kalan dörtte birin komünist olmasıdır.” Bu amaç için çok büyük kıyımlar yapmışlardır. Bu sapkın düşünce, eski SSCB, haricinde, Macaristan, Bulgaristan, Polonya’da etkisini gösterdiği gibi yine dağılan Yugoslavya’da da zorbalığını uyguladı. Ayrıca eski Doğu Almanya’da bunun yıllarca etkisinde kaldı. Şimdilerde ise yine zalim Çin’de ve K.Kore’de, Küba’da etkilerini göstermektedir. Bu zulüm sistemini uygulayan devletler, birbirleriyle pekte anlaşamamaktadırlar.
  8. Mescidleri işlevinin dışına çıkarırlar ve oraları ya parti merkezlerine ya da eğlence yerleri yerlerine dönüştürürler. Bunlarda olmazsa mescidleri yıkarlar. İslam şiarlarının, İslami ibadetlerin düşmanıdırlar. Kur’ân’ın emirlerine ve Kur’ân’a hakaret ederler. Bu gün de, bu düşüncelere sahip örgütlerin mescid/cami/ezan/namaz ve Kur’ân düşmanlıkları aşikârdır.
  9. Her şeyi “iktisadî evrim” dedikleri şeye bağlarlar. Onlara göre; düşünce, uygarlık ve kültür ikdisadî evrimin bir sonucudur.
  10. Ahiretin olmadığına ve bu dünya dışında ceza ve mükâfatın olmadığına inanırlar. Tabi bu inanç, bu dünyada yaşayanlarının inancıdır. Ölenler, neyin o olduğunu gördüklerinden inkâr etmeleri söz konusu değildir.
    Sonuç olarak komünizm; bir yaratıcıyı kabul etmez. Böyle olunca da dinleri ve dini değerleri de red etmektedir. İnsanı gelişmiş bir hayvan ve insanlık tarihini de hayvanlar arasındaki iktisadî mücadeleye bağlar. Her şeyi komünist devletin eline vererek özel alan diye bir şey bırakmaz. Devleti ele geçirmek için her türlü yola başvurur. Böyle bir şey olduğunda da en acımasız yüzünü göstererek inanan insanlara yönelik her türlü baskıyı gaddarca uygular.

MÜSLÜMAN KOMÜNİST YA DA SOSYALİST OLABİLİR Mİ?
İslâm, Allah’ın katındaki dindir. Dinin sahibi yüce Allah, bu dini tamamladığını ve ancak bu dinden razı olduğunu bildirmiştir. Yine Rabbimiz, bu dinin haricindeki hiçbir dinde razı olmayacağını da beyan buyurmuştur.
Bu din, Allah’ın dinidir. Ve bu dine hiçbir beşerin ilave yapması ve çıkarma yapması söz konusu değildir. Bu dinin son kitabı Kur’ân ve son Peygamberi Kur’ânı yaşantıya geçiren Muhammed aleyhisselâm’dır. Allah, her Peygamberiyle kullarını sadece kendisine kulluk yapmaya çağırmıştır. Her Peygamber, Allah’a çağıran İslâm’ın Peygamberi olarak davetlerini sunmuşlardır. Allah’ın selâmı onların üzerine olsun. Onların mesajı açıktır: “Yalnızca Allah’a ibadet ve yalnızca Allah’a itaat…”
Allah’ın dışındakilere kulluk ve itaat etmemeye çağıran bu elçilerin mesajlarında bu izmde (ya da diğerlerinde) geçen herhangi bir madde olabilir mi? Hayır! Onlar, İslâm’ın Peygamberleriyken, Allah’ın kullarını; sosyalist ve komünist felsefeye, laik ve demokrat öğretilere çağırmaları söz konusu olabilir mi? Elbette hayır! Öyleyse, Allah’a teslim olduğunu söyleyen bir Müslüman’da asla ve asla; hiçbir şekilde, sosyalist, komünist, laik ya da demokrat olamaz. Demokrat Müslüman(!) olunamayacağı gibi, sosyalist Müslüman da(!) olunamaz. Birini kabul eden, diğerini red etmiştir. Küfrün karartısını çoğaltanlar onlardandır. İmani eylem, küfrün söylemini ve pratiğini reddettirir.
Bakınız, işgal altındaki İslam coğrafyasında küfrün elebaşları, yerli münafıklar eliyle bu söylemi yaymışlar ve daha düne kadar; Mısır, Suriye, Lübnan, Ürdün, Tunus ve daha başka yerlerde iktidara gelenler sosyalist İslam(!) ve sosyalist Müslümandan(!) bahsetmişlerdir. Maalesef bu söylem, oralarda halka dahi yayılmıştır. Şimdilerde ise bu söylem tarihe gömülmüştür. Yeni söylem ise, demokrat ve laik Müslüman söylemidir ki, inşaAllah bu söylemde tarihe gömülecektir.
İslam, hiçbir din ve ideolojiyle sentezlenemez. İslam gelince bunların hepsi gider. İslam, doğunca bunların her biri batar. İnsanlık, İslam’a dönüp, bu batan ve batıran felsefelere de sırtını dönmedikçe kurtulamayacaktır.
 
GAFLET EHLİNE UYARI!
Sosyalist düşüncelere sahip olanlar, 8 Mart’ı “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlarlarken, yine 1 Mayıs’ta da kendilerini göstermektedirler. Ancak gaflet ehli olan nice kişi onların yanında yer alabilmekte… 8 Mart’ı, kendilerini İslamcı olarak tanımlayan sözde yazar, çizerler dahi “kadın hakları” diyerek yazılarına ve dergilerine taşırlarken, bu gaflet ehline ne demeli? Bir sosyalist, komünist (laik vs. her hangi bir kâfir) Allah ve din düşmanının bizim bayramlarımızı kutlaması mümkün mü? Kurban Bayramı’nda salyalı ağızlarıyla dinin bir emrine nasılda saldırdıklarını görmekteyiz. Her gün et yiyip, yılbaşında da hindi katliamı yapanlar, Kurban’a “katliam”(!) diyebilmektedirler.
Bu bozuk zihniyete yaranmak, onlara hoş görünmek adına onların öne çıkardıkları bayramları ve günleri nasıl olurda bir Müslüman kutlayabilir? Bu din düşmanlarının bayram ve seyranlarında, günlerinde ve gecelerinde onlarla birlikte olanların, onların söylemlerini dillendirenlerin, onlarla omuz omuza meydanlara inenlerin İslâmsızlıkları ortadadır. İslâmi ilkeler, her hak sahibine hakkını vermektedir. İslâm, kadına da, işçiye de haklarını teslim etmişken, İslâm’dan bahsedenlerin dikkat etmesi gereken şey, bu hakları İslâmi olarak dile getirmeleridir. Din düşmanlarının o hakları savundukları günlerde değil…
Şimdilerde birileri de çıkmış, bizlerin diliyle değil, komünistlerin fikirleri ve dilleriyle konuşmaktalar. İslâm tarihinde kimsenin demediği şeyleri demekte ve yapmadığı şeyleri de yapmaktalar. Bunlarda büyük bir gaflet içerisinde olan kişilerdir. İslâm’ı bilmeden ve yaşamadan bir takım zındıkların söylemlerinin ardına takılarak İslâm düşmanlarıyla birlikte hareket etmek ne ile açıklanabilir? 
Sözde işçilerin haklarından bahsedip, “işçilerin yanında yer alacağım!” diyerek sosyalistlerin bayramında bulunmakta neyin nesidir?
Şu bilinmelidir ki; Müslüman olduğunu söyleyen bir kişi, kâfirlerin yanında ve onların bayramlarında, onların bayraklarıyla, onların söylemleriyle hak arayamaz. Hak aranacaksa bunun yolu da yöntemi de İslâm’dan alınmalıdır. Şimdi bu hak arayıcılarına sormak lazım; sizler bir sınıfın hakkını savunuyorsunuz da, eğer inanıyorsanız dininizin haklarını neden savunmuyorsunuz? Neden dini gündem yapmıyor ve din için sokaklara dökülmüyorsunuz? Yoksa işçilerin hakları adı altında yapmak istediğiniz şeyler daha farklı şeyler mi?
Ayrıca şunu da bildirelim ki; laik, demokrat bir devletin İslâm’ın haklarını ve hassasiyetini gözetmesi, beklenemez. Onlar çeşitli politik uygulamalarla kendi çıkarları doğrultusunda hareket etmektedirler. Onlar, Nevruz’u ve 1 Mayıs’ı çeşitli gerekçelerle bayram ilan edebilir ve 8 Mart gibi çeşitli günleri de kutlaya bilirler. Bu onların yapageldikleri binlerce yanlıştan sadece birkaçıdır. Bizlere düşen ise; yanlış kimden geliyorsa gelsin, ‘yanlışa yanlış’ demek ve yanlışın peşinden gitmeyerek, insanları da bu yanlışlara karşı uyarmaktır.
İSLÂM’DA İŞÇİ HAKLARI:
Müslüman, tüm hak sahiplerinin haklarını korur. İnsan haklarını koruduğu gibi hayvan haklarını dahi İslam korur ve savunur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken İslam, bir beşer ideolojisinin felsefesini almaz. O felsefeyle uzlaşmaz.
“Patron” ya da “buss” gibi kelimeler yoz kapitalist kültürün bir ürünüdür. İslâm, komünizmi kabul etmediği gibi, kapitalizmi de kabul etmez. İslâm’ın hayatın her alanına (işe, ürüne, üretime ve üretene) yönelik koyduğu kuralları vardır. İslâm’ın başka bir ideolojinin görüşüne ihtiyacı olmadığı gibi, başka bir ideolojinin söylemlerinin arkasından gitmesine de ihtiyacı yoktur. İslâm, vicdanlara ve camilere hapsedilen bir inanç değildir. İslâm, hayata hâkim olmak için gelen Allah’ın dinidir. Hayata hâkim olmayan bir İslâm, İslâm değildir. Komünizm, kapitalizmin, laisizmin ya da herhangi bir izmin arkasına saklanmış bir İslâm, İslâm değildir.
İslâm, her alana ve her zaman sözü olan ve hâkimiyetini kurmak isteyen ilahi sistemdir. Bu sistemde tüm haklar hak sahibine iade edilir. Adalet hayatın merkezine konularak zulüm kapı dışarı edilir. Elbette çalışan, ter döken ve üretenlerin haklarını da savunan yine İslâm’dır. Bir işveren işçisiyle karşılıklı olarak anlaşır. Hangi şartlarda hangi ücret mukabilinde çalışacağı belirtilip karşılıklı olarak hoşnut olunarak rıza ile anlaşılır, sözleşilir. Ve sözleşmenin her iki tarafı da sözleşmeyi yerine getirirler. İş işçiye emanetken, işçi de çalıştığı müddetçe işverene emanettir. İşveren işçinin çalışma şartlarının güvencesini sağlamak ve her hangi aksi bir durumda onun durumunu maddi ve manevi olarak gözetmek zorundadır. İslâm ile yöneten yönetimler karşılıklı olarak hakları güvenceye alır. Sendika denen şey yoktur. Buna gerekte yoktur. Sendikalar emperyalist sömürüye karşı örgütlenme olarak çıktığı söylense de İslâm’ın hâkim olduğu bir toplumda herkes hakkını alır. Almıyorsa suçlu İslâm değil, İslâm’ı uygulamayanlardır.
İslâm’da sözleşmeye ihanet etmek yoktur. Velev ki bir gayrimüslim ile de bir sözleşmede bulunulsa bu yerine getirilir. Bu Rabbimizin iman ehline olan emridir:
“Ey iman edenler! Sözleşmelerinizin gereğini yerine getirin.” (Maide: 5/1)
Konuyla ilgili olarak, Efendimiz aleyhisselâm’da; işçiye ücretini teri kurumadan vermesini (İbni Mace ), ücreti geciktirmenin zulüm olacağını (Buhari), tuttuğu işçiyi tam olarak çalıştırıp da hakkını tam olarak vermeyenin Kıyamet gününde hasmı olacağını (Buhari), işverenin işçisine, yediğinden yedirip, içirip, giydiğinden giydirmesini ve ona gücünün üstünde yük yüklememesini (Buhari) bildirmiştir.
Sonuç olarak; İslâm, tüm çalışan ve üretenlerin haklarını korur. Bu gün, işçiler ve diğer çalışanlar haklarını alamıyorlarsa, güvensiz şartlarda ve düşük ücretle çalıştırılıyorlarsa, bunun sebebi İslâm değildir. Bunun sebebi; İslâmsızlıktır. Sözde İslâm ülkesi denilen ancak İslâm’ın hükümlerinin geçmediği yerlerde de kendilerine Müslüman dedikleri halde kapitalist zihniyetle hareket edenlere bakıp İslâm’ı bu insanların temsil ettiği sanılmamalıdır. 
Çözüm, adalet katili izmlerde değil, olmadı ve de olmayacak… 
Çözüm, tüm hakları adaletli bir şekilde hak sahiplerine veren İslâm’dadır.
 

Esedullâh Saîd

1437/2016