«
  1. Ana sayfa
  2. AKAİD
  3. شَرْحُ كِتَابِ التَّوْحِيدِ Kitâbu't-Tevhîd Şerhi

شَرْحُ كِتَابِ التَّوْحِيدِ Kitâbu't-Tevhîd Şerhi

kts4

شرح كتاب التوحيد

KİTÂBU’T-TEVHÎD ŞERHİ

Abdullâh Saîd el-Müderris

.

Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle…

Hamd, -âlemlerin Rabbi olan- Allâh’a mahsustur. O’na hamd eder, O’ndan yardım ve mağfiret dileriz. Nefislerimizin şerrinden ve amellerimizin kötülüğünden O’na sığınırız. O’nun hidâyete erdirdiğini hiç kimse saptıramaz, saptırdığını ise hiç kimse hidâyete erdiremez. Şehâdet ederim ki, Allâh’tan başka ibâdete lâyık hiçbir ilâh yoktur. Ve yine şehâdet ederim ki, Muhammed sallallâhu aleyhi ve sellem O’nun kulu ve Rasûlüdür…

Allâh Azze ve Celle’in izniyle şerhine başladığımız bu eser, tevhîd ehlince meşhur olan “Kitâbu”t-Tevhîd” adlı eserdir. İsminden de anlaşılacağı üzere konusu tevhîddir. Rubûbiyyet ve ulûhiyyet tevhîdi ağırlıklı olmak üzere, kısmen de isim ve sıfât tevhîdinden bahsetmektedir.

Kitabın usulü, bâb başlıklarında zikredilen mes’elelerin delîllerini kısaca vermek şeklindedir. Ben de inşeAllâh gücüm nispetinde mes’eleleri dallandırıp budaklandırmadan vasata yakın bir hacimde bu değerli kitâba şerh yapmak istiyorum.

Kitâbımızın müellifi bilindiği üzere Şeyh Muhammed bin Abdulvahhâb rahîmehullâh’tır. Kendisi 1115-1206 h. / 1703-1792 m. yılları arasında yaşayan dâvet ve cihâd önderlerindendir. Hayatını İslâm’ın emîrlerine göre yaşanması için Allâh yoluna vakfeden ve bu uğurda kınayıcının kınaması aldırmadan yaşayarak âlemlerin Rabbine kavuşan bir şahsiyettir. Allâh kendisine rahmet etsin. 

Allâh’ım başarıya ulaştıracak olan ancak sensin. Güç ve kuvvet; kudret ve izzet ancak senin izninledir. Başladığım işi hayırlı kıl; bitirmeye muvaffak et. Kardeşlerim ve benim için yararlı ve bereketli olsun. Allâhümme Âmîn.      

.

Rahmân ve Rahîm Olan Allâh’ın İsmiyle

ayrac

[Besmele Çekerek Başlamak:]

Müellif rahîmehullâh eserine diğer eserlerinde olduğu gibi besmele çekerek başlamıştır. Bunun gereği Kur’ân ve Sünnet’e ittibâ etmek Allâh Azze ve Celle’den yardım ve bereket ummaktır. Nitekim Allâh Azze ve Celle bilindiği üzere Kur’ân-ı Kerîm’e besmele ile başlamıştır. Nebîsi Muhammed aleyhisselâm ise çeşitli yerlere gönderdiği mektûblara girişi besmele ile yapmıştır. Ebû Hureyre radîyallâhu anh’dan rivâyet edilen hadîste ise şöyle buyurmuştur:

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللَّهُ عَنْهُ، قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: «كُلُّ أَمْرٍ ذِي بَالٍ لا يُبْدَأُ فِيهِ بِبِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ أَقْطَعُ.» 

“Rahmân ve Rahîm olan Allâh’ın ismiyle başlamayan her önemli işin sonu kesiktir.” [(HASEN HADÎS): es-Suyûtî (Câmiu’s-Sağîr: 6284)…]

كِتَابُ التَّوْحِيدِ

KİTÂBU’T-TEVHÎD

ayrac

[Kitâb ve Tevhîd Kelimeleri:]

Müellif rahîmehullâh eserine “Kitâbu’t-Tevhîd” yani inanca dair konuların bulunduğu “Tevhîd Kitâbı ismini vermiştir. 

Kitâb kelimesi, ketebe-yektubu fiilinin mastarı olup, lügatte “toplama” demektir. Çeşitli yazıları içeren sâhifelerin toplanmasına bu sebeble kitâb denmiştir. Kitâbın bölümlerine “bâb”; bâbın bölümlerine “fasıl” denir. Mes’eleler ise toplanarak fasılları oluşturur.

Tevhîd kelimesi ise, vahhade-yuvahhidu fiilinin mastarı olup, lügatte “birlemek, bir kılmak” demektir. Istılâhta ise: “Allâh’u Teâlâ’yı bir kılarak O’na hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.” 

[Tevhîdin Kısımları:]

Tevhîd, rubûbiyyet, ulûhiyyet, isim ve sıfâtların tevhîdi olmak üzere üç kısma ayrılır. Tevhîdin bu üç kısmında Allâh Azze ve Celle’yi birleyip O’na hiçbir şeyi ortak koşmayan kimseye “muvahhîd” denir. Tevhîdin zıddı “şirk”, muvahhîdin zıddı ise “müşrik”tir. Allâh Azze ve Celle’nin şu âyeti tevhîdin üç kısmını da içermektedir:

﴿رَبُّ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَاعْبُدْهُ وَاصْطَبِرْ لِعِبَادَتِه۪ۜ هَلْ تَعْلَمُ لَهُ سَمِيًّا۟ ﴾ 

(Allâh) Göklerin, yerin ve her ikisi arasındakilerin Rabbidir. Şu halde O’na ibâdet et ve O’na ibâdette kararlı ol. Hiç O’nun adaşı (dengi ve benzeri) olan birini biliyor musun?” [Meryem: 19/65]

Rubûbiyyet Tevhîdi: “Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı fiillerinde birlemek” demektir. Rubûbiyyet, Allâh’u Teâlâ’nın Rabb ismine nispet edilen bir kelimedir ve Rabb’lık demektir. Rabb kelimesi ise: “Mürebbi (terbiye edici), mâlik (mülk ve iktidar sâhibi), seyyid (efendi), müdebbir (yönetici), vâlî (idareci), mun’im (nimet verici), mütemmim (tamâmlayıcı), kayyim (yönetici)” gibi mânâlara gelir. Bu sebeble sayılan bu sıfâtlarda Allâh Azze ve Celle’yi birlemek tevhidin bir gereğidir. Rabbimiz Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴿اَلْحَمْدُ لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴾

“Hamd, âlemlerin Rabbi olan Allâh’a mahsustur.” [el-Fatiha: 1/2]

﴿ذٰلِكُمُ اللّٰهُ رَبُّكُمْۚ لَٓا اِلٰهَ اِلَّا هُوَۚ خَالِقُ كُلِّ شَيْءٍ فَاعْبُدُوهُۚ وَهُوَ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ وَك۪يلٌ ﴾

“İşte Rabbiniz Allâh budur. O’ndan başka ilâh yoktur. O, her şeyin yaratıcısıdır. Öyleyse yalnız O’na ibâdet edin. Zîrâ O, her şeye vekîldir.” [En’âm: 6/102]

﴿اَلَا لَهُ الْخَلْقُ وَالْاَمْرُۜ تَبَارَكَ اللّٰهُ رَبُّ الْعَالَم۪ينَ ﴾

“İyi bilin ki, yaratmak da emretmek de O’na mahsustur. Âlemlerin Rabbi Allâh ne yücedir!” [el-Arâf: 7/54]

﴿قُلْ مَنْ يَرْزُقُكُمْ مِنَ السَّمَٓاءِ وَالْاَرْضِ اَمَّنْ يَمْلِكُ السَّمْعَ وَالْاَبْصَارَ وَمَنْ يُخْرِجُ الْحَيَّ مِنَ الْمَيِّتِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّتَ مِنَ الْحَيِّ وَمَنْ يُدَبِّرُ الْاَمْرَۜ فَسَيَقُولُونَ اللّٰهُۚ فَقُلْ اَفَلَا تَتَّقُونَ ﴾

“De ki: ‘Kimdir sizi gökten ve yerden rızıklandıran? Kimdir kulaklarınızı ve gözlerinizi yaratan? Kimdir ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkaran. Kimdir bütün işleri çekip çeviren, kâinatı yöneten. ‘Allâh!’ diyecekler. De ki: O hâlde, Allâh’a karşı gelmekten sakınmayacak mısınız?” [Yûnus: 10/31]

﴿اَلَمْ تَعْلَمْ اَنَّ اللّٰهَ لَهُ مُلْكُ السَّمٰوَاتِ وَالْاَرْضِ يُعَذِّبُ مَنْ يَشَٓاءُ وَيَغْفِرُ لِمَنْ يَشَٓاءُۜ وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَيْءٍ قَد۪يرٌ ﴾

“Bilmez misin ki, göklerin ve yerin mülkü tasarrufu Allâh’a aittir. O, dilediğine azâb eder, dilediğini de bağışlar. Allâh, her şeye hakkıyla gücü yetendir.” [el-Mâide: 5/40]

Rubûbiyyet tevhîdi, Allâh’u Teâlâ’yı yaratmada, yaşatmada, yönetmede, rızık ve şifâ, fayda ve zarar vermede, hükmetmede, sevk ve idare etmede kısacası O’na ait olan fiillerde birleyerek hiçbir şeyi ortak koşmamaktır.

Ulûhiyyet Tevhîdi: “Kulların kendi fiillerinde yani ibâdetlerinde Allâh Subhânehu ve Teâlâ’yı birlemeleri; sadece O’na ibâdet etmeleri” demektir. Bu sebeble, bu tevhîde “ibâdet tevhîdi” de denilir. Ulûhiyyet tevhîdi, İslâm Dîni’nin başlangıcı ve sonudur; zâhiri (dışı) ve bâtınıdır (içidir). Yaratılışın gayesi olup, gönderilen rasûllerin ilk ve son çağrısıdır. Allâh Azze ve Celle şöyle buyurmaktadır:

﴿وَمَٓا اَرْسَلْنَا مِنْ قَبْلِكَ مِنْ رَسُولٍ اِلَّا نُوح۪ٓي اِلَيْهِ اَنَّهُ لَٓا اِلٰهَ اِلَّٓا اَنَا۬ فَاعْبُدُونِ ﴾

 “Senden önce hiçbir rasûl göndermedik ki ona: ‘Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibâdet edin’ diye vahyetmiş olmayalım.” [el-Enbiyâ: 21/25]

﴿ذٰلِكَ بِاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْحَقُّ وَاَنَّ مَا يَدْعُونَ مِنْ دُونِهِ الْبَاطِلُۙ وَاَنَّ اللّٰهَ هُوَ الْعَلِيُّ الْكَب۪يرُ۟ ﴾

“Bu böyledir. Çünkü Allâh hakkın tâ kendisidir, onu bırakıp da taptıkları ise bâtıldır. Şüphesiz Allâh çok yücedir, pek büyüktür.” [Lokmân: 31/30]

﴿قُلْ اِنَّ صَلَات۪ي وَنُسُك۪ي وَمَحْيَايَ وَمَمَات۪ي لِلّٰهِ رَبِّ الْعَالَم۪ينَۙ ﴾ 

“De ki: Şüphesiz benim namazım da, diğer ibâdetlerim de, yaşamam da, ölümüm de âlemlerin Rabbi Allâh içindir.” [el-En’âm: 6/162]

Ulûhiyyet tevhîdi, Allâh’u Teâlâ’yı ibâdet olarak bildirdiği şeylerin tamâmında birlemek görünen ve görünmeyen hiçbir ibâdet çeşidini ondan başkasına yapmamaktır. Buna göre, namaz, oruç, zekât, hac, zebh (kurban), nezr (adak), duâ, istiâne (yardım isteme), istiâze (sığınma), tevekkül, havf (korku), recâ (ümit), muhabbet (sevgi), inâbe (tevbe ve yöneliş), haşyet (saygı ve korku), tezellül (huzurunda kendini küçük görme) ve hüküm istemek gibi görünen ve görünmeyen hiçbir ibâdet O’ndan başkasına yapılamaz. 

İsim ve Sıfât Tevhîdi: “En güzel isimlerin ve en kâmil sıfâtların Allâh Subhânehu ve Teâlâ’ya ait olduğunu tasdik ederek O’nu, bu isim ve sıfâtlarında birlemek” demektir. Allâh Subhânehu ve Teâlâ, şöyle buyurmaktadır:

﴿وَلِلّٰهِ الْاَسْمَٓاءُ الْحُسْنٰى فَادْعُوهُ بِهَاۖ وَذَرُوا الَّذ۪ينَ يُلْحِدُونَ ف۪ٓي اَسْمَٓائِه۪ۜ سَيُجْزَوْنَ مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ ﴾

“En güzel isimler Allâh’ındır. O halde O’na o güzel isimleriyle duâ edin. O’nun isimleri hakkında yanlış yola sapanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çarptırılacaklardır.” [el-Arâf: 7/180] 

﴿لِلَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِالْاٰخِرَةِ مَثَلُ السَّوْءِۚ وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْاَعْلٰىۜ وَهُوَ الْعَز۪يزُ الْحَك۪يمُ۟ ﴾

“Kötü sıfâtlar ahirete inanmayanlara aittir. Mesel-i A’lâ/en yüce sıfâtlar ise Allâh’ındır. O, Azîz (mutlak güç sâhibidir) ve Hakîm’dir (hüküm ve hikmet sâhibidir).” [en-Nahl: 16/60]

İsim ve sıfât tevhîdi, Allâh’u Teâlâ’nın en güzel isimlerin ve en kâmil sıfâtların sâhibi olduğuna inandıktan sonra bu isim ve sıfâtlarda hiçbir şeyi O’na ortak koşmamaktır. Kur’ân ve Sünnet ile bildirilen tüm isim ve sıfâtları geldiği gibi Ehl-i Sünnet’in menheci üzere kabul etmektir.

ayrac

1. BÂB: بَابُ حَقِّ اللّٰهِ عَلَى العَبِيْدِ Allâh’ın Kulları Üzerindeki Hakkı (1. Bölüm)

1. BÂB: بَابُ حَقِّ اللّٰهِ عَلَى العَبِيْدِ Allâh’ın Kulları Üzerindeki Hakkı (2. Bölüm)

ayrac

2. BÂB:

3. BÂB:

4. BÂB:

5. BÂB: